Söz&Kalem- Zeliha Gürceğiz
Günümüzün hızla akan dünyasında, ders masalarının başına oturan gençlerin yüzlerine baktığımızda sıklıkla aynı gölgeyi görüyoruz: Erken yaşta omuzlara çöken derin bir zihinsel yorgunluk. Sınav yaprakları, bitmek bilmeyen ödevler ve geleceğin belirsizliği arasında mekik dokuyan genç zihinler, adı konulmamış bir maratonun içinde sürükleniyor. Çoğu zaman "azımsanan" veya basit bir isteksizlik sanılan bu durum, aslında bedenimizin derinliklerinde patlak veren biyokimyasal bir fırtınanın, yani akademik tükenmişliğin ta kendisidir. İnsan zihni sürekli bir baskı altında kaldığında, beden kendi savunma mekanizmalarını devreye sokar ve tam bu noktada sahneye sessiz ama etkili bir aktör çıkar: Kortizol.
Kortizol, doğası gereği düşmanımız değil, aksine tehlike anlarında bizi ayakta tutan biyolojik bir koruyucudur. Kısa süreli stres anlarında salgılanarak beynimize ekstra glikoz pompalar, dikkati keskinleştirir ve bizi eyleme hazırlar. Sınavdan önceki o tatlı heyecan, kortizolün bize sunduğu yapıcı bir yakıttır. Ancak akademik maraton aylara, hatta yıllara yayıldığında bu faydalı hormon yıkıcı bir güce dönüşür. Güncel araştırmalar, uzun süreli akademik stresin Hipotalamus-Pitoiter-Adrenal (HPA) aksını aralıksız uyardığını ve kandaki kortizol seviyesini kronik biçimde yüksek tuttuğunu gösteriyor. Beynimizin öğrenme ve hafıza merkezi olan hipokampus, bu aralıksız hormon sağanağı altında zamanla aşınır. Öğrencilerin sıkça şikayet ettiği "çalışıyorum ama aklımda kalmıyor" hissi ya da zihni kaplayan o yoğun "beyin sisi", irade eksikliğinden değil, yüksek kortizolün nöronal bağlantılara verdiği fizyolojik zarardan kaynaklanır.
Aynı kronik stres, bedenimizin ritmini belirleyen biyolojik saatimizi de altüst eder. Normal şartlarda sabahları en yüksek, gece ise en düşük seviyede olması gereken kortizol eğrisi, tükenmişlik yaşayan gençlerde düzleşir. Gece geç saatlere kadar ders çalışırken ekranlardan yayılan mavi ışığa maruz kalmak, bir yandan melatonini baskılarken diğer yandan kortizolü tetikler. Sonuçta gece boyu düşmeyen stres hormonu, zihnin en çok ihtiyaç duyduğu derin uykuya geçişi engeller. Sabah uyanıldığında hissedilen o ağır yorgunluk, biyolojik saatin kırılan dişlerinin bir feryadıdır. "O, geceyi sizin için bir örtü, uykuyu bir dinlenme, gündüzü de yeniden diriliş (çalışma) vakti kılandır." (Furkan Sûresi, 47. Âyet) İlahi ölçünün de işaret ettiği gibi, beden biyolojisi geceyi sükûnet ve dinlenme, gündüzü ise gayret ve hareket üzere kurgulamıştır. Bu fıtri denge bozulduğunda, hormonların ve zihnin düzeni de sarsılır.
"Akademik tükenmişlik bir irade zayıflığı veya başarısızlık değil; uzun süreli biyokimyasal aşırı yüklenmenin bedenimizdeki kaçınılmaz bir yankısıdır."
Peki bu kısır döngüden çıkmak mümkün müdür? Bedenimizle savaşmak yerine onun diliyle konuşmayı öğrendiğimizde cevap evettir. Sabah uyanır uyanmaz alınan birkaç dakikalık doğal gün ışığı, kortizolün sağlıklı zirvesini yeniden tesis ederken, gün içine serpiştirilen mikro molalar ve düzenli yürüyüşler biriken stres hormonunun metabolize edilmesini sağlar. Uzun süre mola vermeden çalışmak yerine yeterli ders, kısa ve sık molaları içeren pomodoro tekniği gibi tekniklerle çalışmanın da pozitif etkisinden söz edilebilir.
Hepsinden önemlisi, genci sadece "başarısı" ile tanımlamayan, ona nefes alma alanı açan ve sosyal bağları güçlendiren bir anlayış, oksitosin salgısını artırarak kortizolün yıkıcı etkilerini göğüsler. "Biz sana bu Kur’an’ı sıkıntı çekesin (tükenip bedbaht olasın) diye indirmedik." (Taha Suresi 2. Ayet). Ayetin bildirdiği üzere ister ilim yolculuğu ister günlük yaşam maratonu olsun; insan hayatındaki hiçbir kutlu hedef, kişinin kendi ruhunu ve bedenini tahrip etmesi üzerine kurgulanmamıştır. Yaşamın ve öğrenmenin gayesi insanı darlığa ve tükenmişliğe sürüklemek değil; bilakis zihni açmak, ufku genişletmek ve insanı fıtratı üzere dengede tutmaktır. Unutmamak gerekir ki zihinsel verimliliği artırmanın yolu bedeni tükenene kadar zorlamak değil; ruhun ve hormonların dengesini koruyan insani bir yaşam ritmi inşa etmektir.
Rabbim sağlık sıhhat versin…