Kur'an-ı Kerim peygamberlerin, kralların ve eski milletlerin tarihlerini olan atıflarla doludur. Bilindiği gibi İslamiyet hiçbir zaman için kendisini yeni bir din olarak ortaya koymamış, O ancak Âdem (as) ve sonraki peygamberlerin getirmiş olduğu ebedi dinin yenileyicisi olarak sunmuştur. Sonuç olarak Kur'an-ı Kerim, Müslümanların düşüncesine dinin devamını ve evrensellik kavramını yerleştirmiştir. Kur'an-ı Kerim Allah'tan bahsederken "Âlemlerin Rabbi" diyecek ve hiçbir zaman "Arapların Rabbi" veya "Müslümanların Rabbi" demeyecektir. Müslümanlar tarihlerini yazmak için ilk denemelere giriştiklerinde, Hz. Muhammed (sav) ile değil fakat Hz. Âdem (as) ile başlayacaklardır. Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa da birer yabancı olarak değil, Müslümanların da hak peygamberleri olarak inanmaları gerekli peygamberler olarak geçeceklerdir.
İlk İslâm Devleti / Muhammed Hamidullah
İslam’dan önce Araplar bir ilim toplumu değildi. Onların kültürleri de değerli bir bilgi taşımıyordu. Onların bütün çabaları şiir ve dili mükemmel bir şekilde kullanmaya yönelikti. Fakat İslâm, onların ruhların da gerçekleştirdiği o muazzam sarsıntıyla yapılarında bir araya toplayıp getirdiği o hayret verici enerjiyi daha sonra yeryüzünün dört bir yanına saldı. İşte bu da onların her alanda; akide, savaş, siyaset ve bilgi alanlarında ilerleyen muazzam bir güce dönüştürdü.
Peygamberden Parıltılar / Muhammed Kutub
“Tarihteki Yüz Büyük İnsan” adlı kitabıyla bütün dünyada yankılar uyandıran Amerikalı bilim adamı Prof. Michael Hart’a kitabın ilk yayınlandığı tarihten on yıl sonra, Kahire’de çağırıldığı bir ödül töreninde, El-Ahram Gazetesi muhabirlerince sorulan; “Kitabınızın yayınlanmasının üzerinden 10 yıl geçti neredeyse. Kitabınızda birinci yeri Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ayırmıştınız, hâlâ bu görüşünüzde ısrarlı mısınız?” şeklindeki soruya şu cevabı vermişti:
“Bu ünlülerin ilk listesi. Bu sayı 200-300’e bile çıkarılsa Hz. Muhammed’in (s.a.v.) listenin başındaki yeri sabittir. Ben ünlüleri incelerken bazı sabit kriterler ortaya koydum. Bunlardan biri de, ünlülerin insanlık tarihinde bıraktıkları geniş ve derinlemesine izlerdir. Benim, ünlülerin en ünlüsü olarak Hz. Muhammed’i (s.a.v.) tercihim ise, O’nun hem peygamberliği, hem de dinî ve dünyevî seviyede fevkâlâde başarılı olmasıdır. İnsanlık ahlâkı, felsefî ve hukukî olarak İslâm’dan daha mükemmel bir din görmemiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in vefatından sonra da İslâm, dünyanın doğusunda ve batısında yayılmaya devam etti. Dünyada hâlâ bir çok insan kalpleriyle ve akıllarıyla İslâm’a yöneliyor. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) davet ettiği din, 14 yüzyıl önce medeniyetin ve kültür merkezlerinin dışındaki bir bölgede doğmuştu. Ve zor şartlar altında yol aldı. Buna rağmen İslâm, dünyanın her yönüne yol buldu. Ve inanıyorum ki Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi, her yönüyle mükemmel bir insan, bir daha gelmez.”
Hakk'a sevginin yegâne miyarı (ölçüsü);
•Allah Resulü tabi olmaktır,
• O'na bağlılıktır,
• O'nun etrafında pervane kesilmektir.
Emsalsiz Örnek Şahsiyet: Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) / Osman Nuri Topbaş
Arapçada Müjde anlamına gelen "Büşrâ" ile İnsan demek olan "Beşer" kelimeleri, aynı kökten gelmektedir.
•Çünkü insan, insana bir hediyedir; bir müjdedir.
Arapçanın Dehlizleri / İbrahim Oruç
Sömürgelerdeki kilise beyaz adamın kilisesidir, yabancıların kilisesidir. Bu kilise sömürge halkını Tanrı yoluna değil, beyaz adamın yoluna, efendinin yoluna, ezenin yoluna çağırır. Bildiğimiz gibi, bu hikâyede çağrılan insan çoktur, ama seçilmiş çok azdır.
Yeryüzünün Lanetlileri / Frantz Fanon
Müslümanların en emsalsiz yönü de belki her savaştan önce düşman ne kadar güçlü olursa olsun soğukkanlı bir biçimde onları İslâm'a davet etmeleri, sonrasında da umursamaz bir biçimde de cizye teklif etmeleridir. Bu şekilde yenilmeden ilerleyen İslâm orduları, bazen savaşsız bir şekilde şehirleri teslim alıyordu. Diğer durumlarda ise Müslümanlar düşmanın alışık olmadığı bir tarz ile onları çıkmaza sokmaktan adeta keyif alıyorlardı...
Irak'ın Fethi ve İslâmlaşma Süreci / Hüseyin Gökalp
Bu ümmi peygamberin hak elçi olduğunu ben şuradan anladım: Emrettiği bir hayrı ilk önce kendisinin yapması, nehyettiği şeyi de ilk önce kendisinin terk etmesi, düşmana galip geldiğinde mağrur olmayışı, yenildiğinde ağzından kötü sözlerin dökülmeyişi, sözlerine sadık kalması ve vaadlerini yerine getirmesi. Ben şehadet ederim ki O hak peygamberdir.
Tecrübeler Işığında İslam Daveti / Ahmet Münir
“Çamurdan önce yağmuru görmeliyiz belki efendim.” dedi Sadık; "Rahmeti bekleyen kuru tarlaları, bahçeleri, çaresiz ekicileri görmeliyiz önce. Zorluk kolaylıktan, zahmet nimetten büsbütün uzak değil."
Selahaddin Şark'ın Kartalı / Ali Emre
Kim Gazze’ye yardım edebilir ki diye içinden tekrar etti Aşkenazi. Hiç bilmiyorum kimin yardım edeceğini ama yine de çekiniyorum. Ya da soruyu şöyle soralım:
“Ölümden korkmayana kim zarar verebilir ki?"
Kuşatma Altında Gazze / Hasan Sabaz
Söz&Kalem Dergisi | Ömer Arslan