Söz&Kalem Dergisi - Mevanur Çalış
‘’Semadan kışın habercisi olan ilk yağmur damları düşerken, gönüllerin derinliklerinden sessiz bir muhasebe sürer. Bu da beni tasavvufa sürükler. Çünkü tasavvuf; Allah ile aramızdaki perdeleri kaldırmak için köprü, gerçek benliği aramak için çıkılan yol, derin bir teslimiyet. Peygamberlerin bir öğretisinin özü olan tohumları, her insanın kalbinde olan bir güzergâhtır.’’ (Salahattin Ali Nager)
Ne zaman söz tasavvuftan açılsa, her daim aklıma Yunus Emre düşer. O hayatında bulunan her şeyi geri plana atarak Taptuk Emre dergahında öyle bir nefis terbiyesine girer ki, Allah aşkı ile yanıp tutuşur. Bu da bana Cüneyd-i Bağdadi’nin şu sözlerini hatırlatır: ‘’ Tasavvuf; Allah’ın seni senden öldürüp kendinden ebediyen diri kılmasıdır.‘’
Yani insanın nefsini yok edip yalnız Hakk’ın irade ve ihtiyarıyla hareket etmesidir. Bu konu hakkında Ma’ruf Kerhi ‘’Tasavvuf, hakikatleri almak ve yaratılmışların elinde her ne varsa hepsinden ümidi kesmektir.‘’ sözlerini sarf ediyor. Muhteşem bir teslimiyet öyle değil mi? Biraz iç muhasebede bulunalım; Sizce bizler sırf Hakk’ın rızası için her şeyimizi geride bırakarak böyle bir yola baş koyar mıyız? Ben bu soruyu kendime sorduğumda yıkmam gereken o kadar duvarın farkına vardım ki, bu yol için büyük mücadeleler vermem gerektiğini anladım.
Bir hususa değinmeden geçmek istemiyorum. Bütün Allah dostlarının feyiz kaynağı Kur’ân ve Sünnettir. Mevlânâ Hazretleri’nin bu hakikati bir rubâîsinde bütün cihana şöyle ilân eder: ‘’Canım var oldukça ben Kur’ân’ın kölesiyim. Ben Hz. Muhammed (sav)’in yolunun toprağıyım. Eğer bir kimse, benim sözümden bundan başka (bu istikâmetin dışında) en ufak bir şeyde bile nakledecek olursa, o kimseden de onun sözünden de incinirim, tiksinirim. ‘’ Yani pergelin sabit ayağının daima şeriate bağlı bulunduğunu, hayatın Kur’ân ve Sünnet ’in talimatlarına göre tanzim etmeye gayret gösterdiğini açıkça beyan etmektedir. Velhâsıl, kişinin ibadetlerinde, muamelatında, ahlâkında ve hayat nizamında şer’i ölçülere riayet hassasiyeti yoksa o kişinin tasavvufî bir terakki beklemesi manasızdır.
Unutmayalım ki, İslam’ın zahirî hükümleri diyebileceğimiz şeriat, âdeta bir vücudu ayakta tutan iskelet gibidir. İskeleti olmayan, omurgasız bir beden ayakta kalamaz. Fakat sırf iskeletten ibaret bir dinî hayat da ürkütücü, soğuk, itici ve ruhsuz bir İslâm anlayışı ortaya koyar. Bu bakımdan gerçek tasavvuf; İslam’ı; Allah Resulü (sav), Sahabe-i Kiram, Selef-i Salih’in ve takva ehli müminlerdeki feyz ve ruhaniyet dolu muhtevasıyla idrak edip, tıpkı onlar gibi, büyük bir aşk, vecd ve şevkle yaşama gayretinden ibarettir.
Tasavvuf ızdırap çekmektir. Sükûn ve rahatlıkta tasavvuf olmaz. Yani, aşığın maşuku aramaya çalışması, maşuktan başkası ile rahat etmemesi gerekir. Tasavvuf yolunda ilerlemek, Allah’u Teâlâ’nın ismini çok zikretmekle olur. Bu zikir de İslam dininin emrettiği bir ibadettir. Zikretmek, ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde övülmüş ve emredilmiştir. Tasavvuf yolunda ilerleyebilmek için, İslam dininin yasakladığı şeylerden sakınmak şarttır. Farzları yapmak insanı bu yola iter.
Özetle tasavvuf; imanı, ihsan gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Yani daima ilâhî müşahedenin diğer bir ifade ile ilâhî kameraların gözetimi altında bulunduğumuzun farkında olarak bu şuur ve idrak ile yaşamaktır. Bir arınma disiplinidir. Allah’tan uzaklaştıran her şeyden sakınarak takvaya erebilmenin yoludur. Nefsani ihtirasları dizginleyip ruhani istidatları inkişaf ettiren bir manevi terbiyedir. Peygamber Efendimize vâris olmuş gerçek mürebbilerin elinde; nefsi tezkiye, kalbin tasfiye edildiği manevi bir mekteptir. Nefse karşı sulhu olmayan bir cenktir.
O vakit bizi durduran şey nedir ki?
Aylardır toprağın suya hasret kaldığı bir zamanda, Allah kış ayı ile rahmetini gönderdiği gibi bizlerde çoraklaşmış gönüllerimize rahmeti göndermekte gecikmedik mi? Rahmet gözlerimizin önündeyken, karanlığa gömülmenin zahmetini çekmenin ne anlamı var?
Bu kış dirilişimizin müjdecisi olsun. Bir kardelen misali gelecek baharımızın müjdecisi olsun.
Yokluktan var eden, karanlıktan nur, acıdan sabır çıkaran pişmanlıktan sonra tövbeyi kabul eden Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.