Söz&Kalem Dergisi - Esedullah Kaya
Lisede matematik dersinde konu Limitti. Hoca tahtaya bir sayı yazıp sonsuza (∞) bölüp sonucun 0 olduğunu söyledi. Aynı şekilde yukarıya istediğimiz sayıyı yazalım 7 de yazsak 7000 de yazsak sonuçta cevap 0 çıkıyordu. Özet olarak formül şuydu x/∞=0
Herhangi bir öğrencinin gözünde sınavda birkaç puan alabilmek için ezberlenmesi gereken bu basit bir formül bende farklı bir bilinç uyandırmıştı. Evvelâ içinde bulunduğumuz dünya hayatını maddeci bir bakışla ahiret hayatıyla kıyaslayınca farklı dersler çıkıyor bu formülden. Bugün kendime çıkardığım bu dersleri konuşacağız
İlk akla gelen bir değer veya önem kıyası oluyor. En iyi ihtimalle 70-80 yıllık bir ömrü sonsuz bir ahiret hayatıyla (خالدين فيها)kıyaslayınca formülümüzü hatırlarsak 70/∞=0 oluyor. 0 hiçliği temsil eder yani dünyanın kıymet bakımından ahiretin yanında üç kuruşluk kıymeti yoktur. Oysa kişiler vakitlerini kıymet verdikleri işe göre düzenlerler, çok önem verdikleri işe daha fazla zaman ayırır, değersiz gördükleri veya karşılığını yeterince alamayacakları işlerden ise kaytarmaya çalışırlar. Buna rağmen topluma baktığımızda dünyada edinilecek az bir maaş, geçici bir makam, kısa süreli bir haz veya şehvet temelli bir sevgi için vakitlerinin büyük bir kısmını hiç çekinmeden harcayan insanları, ahirette güzel bir son elde etmeleri için gerekli olan işlere çağırdığımızda zaman yokluğundan şikayet edip kaçarken veya biraz zaman ayırsa hemen zamanını buraya çok ayırmaktan yakınırken görürüz.
Elbette sözümüz sadece bu yazımızı okumayacak dışarda İslam’ın sosyal emirlerinden habersiz kitlelere değil. Sorgulayalım kendimizi; bir sınavımızın sonucu kötü geldiğinde, dünyalık bir kazancımız için olan işi yoğunluk sebebiyle aksattığımızda, vakit kazanmak için programımızda ilk gözümüze batan ne oluyor " Şu yardım çalışmasına gitmeseydim, Şu gençlerle yaptığımız programı iptal etseydim niye haftada 2 seminer Yapıyorum ki birini iptal edeyim " cümleleri dolanır ilk akılda.
Öyleyse kafalarda iki soru beliriyor;
Ahiret için Yaptığımız işlerin daha kıymetsiz olduğunu veya karşılığını alamayacağımızı mı düşünüyoruz ?
Yoksa basit bir 70 Yılı sonsuz güzelliğe tercih edecek kadar ahmak mıyız ?
İkinci sorunun cevabını henüz kararmamış vicdanlara ve hâla kendisinden nuru alınmamış akıllara bırakıyoruz.
Birinci sorunun muhatabı ise mantık değil kalptir. Sorunun cevabı, imanın 6 esasından biri olan ahirete imanımızın da düzeyini ölçer. Toplumda sık kullanılan bir mantık örgüsü vardır “Seven zaman ayırır, Emek verir” öyleyse bilelim ki lafta mübalağalarla ifade ettiğimiz sevginin ölçütü sarfedilen emekte ve zaman ayırmaktadır.
Bu bölümde kastedilen hiçliği doğru anlamak için şunu da belirtelim. Bu kıyas bir sebep değil sonuç kıyası yani “madem bu dünyanın bir çöplükten farkı yok sadece namaz kılalım, oruç tutalım bir an önce ölelim” türü hatalı bir zühd anlayışına bir cevaz değil, bir ehemmiyet ölçütüdür. Bu kasıt “dünya ahiretin tarlasıdır” anlayışıyla da örtüşür.
Zira mahsul verme açısından tarlanın etrafındaki çitlerin, süslerin, tarlayı ışıklandırmak için asılan renk renk lambaların hiç bir kıymeti yoktur. Kıymetli olan ise o tarlanın temel varlık sebebi yani ekimdir.
Diğer işlere ayrılan vakit oranınca ekime daha az vakit ve kaynak kalacaktır, haliyle bu oranda hasat zamanı biçilecek mahsul daha azdır.
Kimisi de vardır ki tüm varını yoğunu tarlada kendisi için bir konfor alanı oluşturmaya harcar. Bir mevsimi en konforlu hal ile rahatlık ve zevk-u Sefa içinde geçirir. Hasat zamanı geldiğinde ise O çiftçiyi iflas etmiş olarak görürüz. Tarlası mahsul vermediği için satış yapamamış kirasını, faturasını, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için tarlasını içindeki süslerle beraber satmıştır. Artık pişmanlık fayda etmez tekrar ekim yapıp geçinecek bir tarlası da kalmamıştır.
Evet kardeşlerim bu tarla bize mahsul elde etmek için verildi. Biz ne tarladan kaçarız ne de tarlayı zevk-u sefa yuvası yaparız.
Bu teşbihe dayanarak diyoruz ki biz bu dünyaya ahireti elde etmek için geldik; Ne cahilce bir ibadet anlayışıyla kendimizi toplumdan soyutlayıp İslam ekeceğimiz yüreklere, tarihlere ve medeniyetlere sırt çeviririz. Ne de asıl gayemizi unutup sonsuz ahiri bırakıp sınırlı evvelin hazzına takılırız.
‘’Dünya hayatının misali şudur: Bir yağmur, onu gökten indiririz. İnsanların ve hayvanların yiyip istifade ettikleri yeryüzü bitkileri o yağmuru emerek boy atıp gürleşir, sarmaş dolaş olur. Derken yeryüzü bütün takılarını takınıp, rengârenk süslenerek olanca güzelliğiyle göz kamaştırır hâle gelir. Orayı ekip biçenler bütün bunların kendi güçlerinin eseri olduğuna ve artık onun ürünlerini toplama zamanı geldiğine inandıkları sırada, bir gece vakti veya gündüz oraya azap emrimiz gelir; sanki dün orada hiçbir şey yokmuş gibi, her şeyi kökünden biçiveririz. İşte düşünecek bir kavim için âyetleri böyle açıklarız.’’(Yunus/24)
Yazının ikinci bölümüne başlarken formülümüzü tekrar hatırlayalım x/∞=0
Sonsuza bölünecek sayının önemsiz olduğunu söylemiştik ‘x’in yerine 20 de yazsak 70 de yazsak sonuç yine 0’a yani hiçliğe çıkar. Yani hayatın bir anlam ifade etme oranı sayılardan bağımsızdır. 1 yılın ahirete oranla 100 yıldan herhangi bir farkı yoktur keza 1 günün, 1 saatin hatta ve hatta 1 anın bile.
Bir yılın daha son demlerine geldik. Hz. Ömer’e nispet edilen bir deyiş vardır:
حَاسِبُوا اَنْفُسَكُمْ قَبْلَ اَنْ تُحَاسَبُوا (Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin)
Bu tarla, buğday, mısır tarlaları gibi değildir. Hasat vaktini, tarlayı sana ihsan eden belirler ve bu vakti önceden sana işaret etmez. Ama verdiği bir garanti vardır “ektiğin hiçbir tohum boşa gitmeyecek”.
Bu yolla; geçmiş hesabını, ihtiyarlığa veya sekerat anına bırakmaz aksine tüm hayata yayar. Madem Allah nezdinde 100 yıl da 1 saniyeyle aynı şeyi ifade ediyor, geçirdiğin her bir saniye sana verilmiş bir tarladır. Ekmediğin her yıl, her gün, her dakika hatta her an o tarlanın yani o zamanın iflasıdır.
En çok hesap yapan, en akıllı olandır. Hatırlayalım Resûlullah’a en akıllı kişi sorulduğunda ne cevap vermişti: “Ölümü sıkça hatırlayıp, ölümden sonrası için en iyi hazırlık yapan kimsedir. İşte gerçek akıllı insanlar onlardır…” (İbn-i Mâce, Zühd, 31)
Bu hatırlamanın amacı, asıl gayeyi yani ömrün âhirini unutmamaktır ki mahsulü unutup tarlada keyfine dalan çiftçi gibi ölüm ötesini unutup dünyaya zevklerine dalmasın. Dalsa dahi hemen geri çıkmasını sağlamak. Aksi takdirde çıkış vakti gelince kişi kendini öyle derinlerde bulur ki çıkışa yetişemeden boğulur, bir diğer tabirle helak olur..
El hâsıl adımlarımızın geldiği yöne dönüp de bir bakalım. İşaret edilen istikametten uzaklaşmışsa eğer çevirelim yönünü henüz dönülmez yolun yolcusu olmadan ve bunu sıkça yapalım ki uzaklaşmayalım. Aksi takdirde arkamıza döndüğümüzde göreceğimiz şey, adımladığımız yoldaki ayak izlerimiz değil alevler olur. İşte o an hesabın bir faydası kalmaz. Artık geriye ancak pişmanlıklar ve feryatlar kalır
Dinlerini bir oyun ve eğlence edinen, kendilerini dünya hayatı aldatmış o kimseleri kendi hallerine bırak. İnsanlara Kur’an ile şunu hatırlat: Herkes kendi yaptığı günahlar yüzünden hesaba çekilecek. O zaman insanın Allah’tan başka ne bir yardımcısı ne de bir şefaatçisi olacak. Azaptan kurtulmak için her şeyini fidye olarak vermek istese bile yine de kabul edilmeyecek. İşte onlar işledikleri günahlar yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. İnkârlarından dolayı onlara kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır.
En’am/70
Selam ve Dua ile