Söz&Kalem Dergisi - Betül Yapıcıoğlu
7 Ekim 2023’ten beri saatlerin şairin “Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum” dediği yerde vicdanlarımıza ayarlanmış şekilde aktığına şahitlik ediyoruz. Sanki akan ve aktıkça azalan, tükenen; saatler ve dakikalar değil de kaybolmaya yüz tutmuş insanlığımız ve vicdanlarımız, şuursuzlaşmış ve hissizleşmiş kalplerimiz gibi. “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” buyururken Rahmet Peygamberi (sav) en ufak bir sızıda acı feryatlarla çalması gelen alarm hükmündeki vicdanlarımız bozulmuş, saatlerimiz durmuş sanki.
Bunca gafletin arasında hala birlik olup Hayber’de olduğu gibi Yahudi torunlarının gözlerinde korku ve dehşeti yaşatabileceğimizi gösteren, denizleri ve manevi okyanusları aşıp bir yetimin başını okşayabilmek umuduyla yola çıkan kalplerin birleştiği Mavi Marmara’nın yıl dönümü bozulan saatlerimizi tekrar Kudüs’e ayarlayabilmemiz için bir fırsattır bizlere.
36 ülkeden 750 kişi, Hılfu’l-fudul misali zalime karşı mazlumdan yana olan bir avuç gemide tüm dünyanın vicdanını taşıyordu Akdeniz sularında. Bu kutlu kervana katılmak isteyen o kadar fazla kişi vardı ki çok zor olmuştu bu 750 kişinin seçilmesi. Katılamayanların da gönülleri atıyordu bu kutlu seferde. İnsanlıktan nasibi olmayan Yahudi şaşırtmadı, tarih boyunca yaptığını yaptı. Cesaret hapları içerek ellerinde hiçbir silah aleti olmayan bu vicdan gemisinin hedefi olan Gazze’nin yiğit insanlarına ulaşmasını engellemeye çalıştı. Aradan 15 yıl geçti ve yıllar geçecek ama hiçbir kafir başaramayacak hedefi Gazze olan, davası Kudüs olan, ümmet olan insanları engellemeyi.
Mavi Marmara ezgileriyle büyüdük birçoğumuz, 10 şehidin şehadete layık iman dolu destansı hikayeleriyle. Çağımızın bataklığında yetişen bir gül misali, zihin ve kalp dünyaları işgal edilmeye çalışılan gençliğe bir meşale olan Furkan’ın şehadet hikayesiyle bilendi kalplerimiz. Bedir savaşında daha 16 yaşında şehadet arzusuyla savaşa katılmak için ağlayarak Resulullah (sav)’e yalvaran Umeyr bin Ebî Vakkas (ra) gibi anne babasından habersiz onu çok arzuladığı şehadet makamına götüren gemiye ismini yazdırmıştı Furkan. Doktor olacaktı belki ama küçük yaştan itibaren en büyük isteği şehit olmaktı, şehadete layık hayatı ve şehadetiyle hastalanmış gönüllerimizin doktoru oldu Furkan. Annesi onun hakkında Kur’an okuduğunda iman etmeyenlere yönelen hitaplarda bile oğlunun üzerine alınıp vicdan muhasebesi yaptığını, babası da şehadetinden sonra cenazeye gelen yetim iki çocuktan yavrusunun ondan gizli harçlıklarını bu çocuklara verdiğini öğrendiğini ifade etmişti. Bir ucunda şehadet bir ucunda annesi olan öyle bir iman ve ahlak şuuruyla yaşadı ki Furkan çağının ve gelecek nesillerin tüm gençlerine ilham oldu.
O gün Mavi Marmara’yı yola çıkaran güç bugün de içimizde. Yargılayanın kendisi mahkum olan düzmece mahkemelerde, kağıt üstünde kalan uluslararası hukuk kurallarıyla hesap sormak bu davanın izini sürmek için sadece bir yoldur. Derdi ümmet olanın, kalbi mazlumlar için atanın bulunduğu her ortamda, kazandığı her mevkide başta Gazze şehitleri olmak üzere İslam davası için canından geçen tüm şehitlerin davasını omuzlaması, bu davanın sorumluluğu altında olması izzet ve şeref olarak yeterdir.
Tarihler 2010 yılının 31 Mayıs’ını gösterdiğinde Gazze’nin feryatları dünya insanlarını bir kılıp iyilik ve vicdan yüküyle dolu gemiyi harekete geçirmişti. Bunca yıl sonra hala bu feryatlar devam etmekteyse her birimizin üzerinde kendimize sormamız gereken bir hesap borcu vardır demektir. Mavi Marmara gemisi Gazze’ye yardım ulaştırmak için yola çıkmıştı. Yardımların ulaşamadığı Gazze şehitleri Rabbimiz’in müjdesiyle cennet nimetleriyle nimetlenmektedir şimdi. Bize bakan tarafındaysa Mavi Marmara’nın vicdanlarımız üzerindeki etkisi 7 Ekim’den bu yana dünya halklarının vicdanını harekete geçiren, Yahudi zihniyetini gözler önüne seren direnişin etkisi gibiydi. Duamız odur ki şehitlerimizden ilham aldığımız içimizde biriken bu direniş ruhunun sel olup taşarak başta Gazze olmak üzere ümmetin mazlum coğrafyalarına İslam’ın izzeti, iyilik, vicdan ve özgürlük dolu gemileri ulaştırmasıdır.