Söz&Kalem Dergisi - Helen Taş
Dünya bana her fırsatta mutlu olmamı, sürekli gülmemi ve hayatı yüzeysel bir eğlenceden ibaretmiş gibi yaşamamı dayatıyor. Ne zaman içime derin bir hüzün çökse, çevremdeki bu beklentiler yüzünden sanki hayatımda yanlış giden bir şeyler varmış gibi kendimi suçlu hissediyorum. Oysa bugün durup kendi iç dünyama çekildiğimde ve sakince düşündüğümde; kalbimin kapısını çalan bu hüznün aslında kaçınılması veya korkulması gereken negatif bir durum olmadığını fark ediyorum.
Aksine hüzün, ruhumu olgunlaştıran, beni dünyevi telaşlardan arındırıp Rabbime yaklaştıran mübarek ve kıymetli bir misafirdir. Benim için hüzün üzerine tefekkür etmek; kalbimin derinliklerinde saklı olan o manevi bağı yeniden keşfetmeye, yaratılış gayemi hatırlamaya doğru atılmış samimi bir adımdır. Ve yine fark ettim ki; eğer içimde bir sızı, bir sitem ya da ince bir burukluk varsa, bu durum kalbimin henüz katılaşmadığının, hâlâ hissettiğinin ve diri kaldığının en açık kanıtıdır.
İçim sıkıldığında ve hüzün ağır bir örtü gibi kalbime çöktüğünde, zaman sanki akmayı bırakıyor, geçen dakikalar yavaşladığını hissettiriyor. Dünya dışarıda büyük bir hızla ve karmaşayla dönmeye devam ederken, hüzün beni kendi içime, sessiz ve huzurlu bir odaya davet ediyor. Bu yavaşlama anlarında bir kul olduğumu, ne kadar aciz, kırılgan ve O’na muhtaç olduğumu çok daha berrak bir şekilde anlıyorum. Üstesinden gelemediğim dünyevi meselelerle uğraşırken, günlük koşturmacaların arasında bunalıp giderken, hüzünlendiğim anlarda yüzümü ve gönlümü hemen Rabbime dönüyorum. Çünkü biliyorum ki o an gururdan, kibirden ve dünya hırslarından uzaklaşmış, kırık dökük hale gelmiş bu kalbimi gören, halimi en iyi bilen ve bana sonsuz şefkatiyle yaklaşan bir Yaratıcı var.
Hayatımda yeni bir sayfa açılmışken ve hayat yolculuğum devam ederken; daha önce kanıksadığım, sıradan gördüğüm pek çok nimetin ve sevdiklerimin gerçek kıymetini, araya mesafeler girip içime hüzün çöktüğünde çok daha iyi anlıyorum. Kalpte beliren bir yokluk hissi, insanın elindeki nimetlerin hayatındaki yerini ve değerini tefekkür etmesine vesile oluyor. Bu durum beni sadece şikayet etmekten uzaklaştırıp daha çok şükretmeye sevk ediyor. Aynı zamanda müminin ayağına batan küçük bir dikenin bile günahlarına kefaret olduğunu bildiren müjdeyi düşünerek; kalbime düşen bu ağır hüznün de manevi derecemi yükselten, beni olgunlaştıran bir lütuf olacağından umutlanıyorum.
Sonuç olarak bugün kendi iç dünyamda gerçekleştirdiğim bu tefekkür yolculuğu bana hüznün bir son olmadığını, aksine yeni bir idrakin başlangıcı olduğunu öğretti. Şunu derinden hissettim ki; o an yaşadığım hüznün mevsimi de elbet geçecek, yerini kalıcı bir ferahlığa ve gönül huzuruna bırakacaktır. Hüznün de neşenin de Allah'tan geldiğini bilerek, bu süreci sabırla, tefekkürle ve duayla geçirmeyi, her gecenin arkasında aydınlık bir sabahın gizli olduğuna inanarak atlatmayı seçiyorum.