Söz&Kalem Dergisi - Said Gündüz
Kainatta bulunan her şeyin, hâli ve kâli lisanı ile kendisini hamd ile tesbih ettiği Rabbimizin adıyla.
Salat ve selam, zakirlerin efendisi olan Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v), mutahhar ailesine ve seçkin ashabının üzerine olsun.
İnsan; Dünyaya gönderiliş sebebi, yalnızca Rabbine kulluk etmek olan mahluk. Varlık aleminde vücut bulmuş biricik canlı. Sürekli geçici dünya hayatının asıl hedefini unutan ve hatırlamaya muhtaç olan ben-î adem(a.s). Hele ki günümüz haz ve hız çağında yaşayan insan, şu meşhur tanım ile mutabık bir hayat sürmektir: ‘’Nisyan ile malul!’’ Yani sürekli unutmak. Dahası, neyi unuttuğunu bile unutmak. Veya neyi hatırlaması gerektiğini bilmemek. Konunun irdelenmesi halinde tanımlamalar çoğalabilir. Fakat çözüm yolu hep aynıdır ve tektir. Nitekim Kur’an’ı Kerim’de buna işaretten, batıl ve dalaleti çok yönlü olarak anlatmaktadır. Fakat hakkın ve hakikatin aydınlığını tek ve yegane olarak nazarımıza sunmaktadır. (Bakara, 257)
Günümüz gerçekliğinde unutmak, bir pandemik vaka olarak sayılabilir. Elbette ki bunun, modern tıbba göre de bazı fiziki teşhisleri var. Fakat sorunun kaynağına inmek, manevi etkenleri hatıra getirmek lazımdır.
Unutkanlık, lügat yönünden sözlüklerde; zikrin, hatırlamanın, akılda tutmanın ve muhafaza etmenin zıttı olarak geçmektedir. (İsfehani, Müfredat) Kur’an’ı Kerim, unutkanlığa sebep olan bir çok nedene vurgu yapmaktadır. Bu nedenler arasındaki en önemli husus, Allah’ı akıldan çıkarmaktır. Kul, Rabbini unutur ve zikir etmeyi ihmal ederse, fıtratının aksine davranmış olur. Böylece zihinsel fonksiyonları ve akli melekeleri de fıtrata muhalif bir tarzda işler. Kur’an’ı Kerim, bu gerçekliğe şöyle temas etmektedir: ‘’Unuttuğun zaman Rabbini zikret!’’ (Kehf, 28)
Allah’ı hatırlamak, zikir etmek, hamd ile tesbih etmek demek, insanın henüz alem-i ervahta iken Rabbine verdiği söze sadakat göstermesi demektir. ‘’Elestu birabbikum’’(Araf, 172) sorusuna, ‘’kâlû belâ’’ diye verdiğimiz cevabı, dünya hayatında tasdik ve ispat etmektir. Kulun Rabbini anması demek, aynı zamanda alemlerin Rabbi olan Allah’ın da kulu yad etmesi demektir. (Bakara, 152) Yüce Allah, lütuf ve ihsanlarından dolayı dâimâ kendisini anmamızı ve esma-i hüsnalarını zikretmemizi, azamet ve kudretini hatırımızdan çıkarmamamızı dil, kalp, beden ile bir bütün halinde kendisini anmamızı ve şükretmemizi istemektedir. Buradaki anmanın karşılıklı olmasını şu şekilde de anlamak mümkündür; kul Allah’ı her an hatırında tutup O’na yöneldikçe ve ibadet üzere oldukça Allah da kulunun duasına icâbet eder. O’nu sıkıntılarında kurtarır ve kendisine rahmeti ile muamele eder. Bu anlamda zikir, Allah’ın fazl ve keremine mazhar olmak demektir.
Gelelim bu unutkanlık hastalığının çözüm yollarını, tasavvufi geleneğin zikir adabı ile sıralamaya…
Her ibadetin bir adap ve erkanı olduğu gibi Yüce Allah’ı zikir etmenin, yani sürekli hatırlamanın da bir adabı/edebi vardır. Tasavvuf geleneğinde ‘’11 Kandil’’ olarak bilinen ve Suffilerin kendilerine esas olarak kabul ettiği şu maddeler, zikrin usul ve adabını irfani bir biçimde içerir. Âriflerin ittifakı ile farsça literatüre geçen bu esaslar; Kalbin cilası, ruhun gıdası ve aklın süsü olarak bilinmektedir. Bu esaslar, zikrin en müstesna ilkeleri, adap ve usulleridir.
1-) Vukuf i Zamani:
İnsanın her an kendisini muhasebeye çekmesi, zamanını tanıması, bilmesi ve ona göre yaşaması anlamına gelmektedir. Kul, geçici dünya hayatının her anını nimet bilip Allah’ı zikir etmeye yönelmelidir.
2-) Vukuf-i Adedi:
Yapılan zikirlerin anlamlarına dikkat etmek, manaları üzerine tefekkür etmek. Zikirde geçen irfani incelikler nazara alınarak dünya ve ahiret hayatını düşünmek.
3-) Vukûf i Kalbî
Allah’ı sadece dil olarak değil, kalben de zikir etmek. Halden hale eğilim gösteren kalb selametini, yalnızca Allah’ı zikir etmekte görmek.
4-) Hûş Der Dem
Her nefeste Allah’ı hatırlamak. Hayatın devamlılığı için gerekli olan nefes nimetini alıp verirken, gaflete düşmemek, nimetin sahibini hatıra getirmek.
5-) Nâzar Ber Kadem
Bu ilke, Kur’an’ı Kerim’de müminler vasfedilirken, ‘’ Ve öyle kişilerdir ki onlar (müminler) boş şeylerden yüz çevirirler’’ Ayetine mutabık bir yaşam sürmek için fuzuli ve gereksiz bakışlardan/işlerden insanın kendisini alı koyması demektir. İnsanın bakış ve dikkatini sürekli kendisine çevirmesi ve tekamülü için cehd etmesi anlamına da gelmektedir.
6-) Sefer Der-Vatan
Kişinin, kötü huylarından ve nefsani sıfatlarından sıyrılıp iyi huyların, güzel sıfatların yurdu olan fıtratın selim vatanına sefer etmesi manasını taşır. Saffat Suresinde yer alan, ‘’Ben Rabbime gideceğim!’’ nidasına eşlik etmektir.
7) Halvet Der-encümen
İnsan, fiziki ve sosyal olarak halk içerisinde olsa da, Allah’ı zikir etmek aracılığıyla manen sürekli Allah ile beraber olmak zorundadır. Bu irtibat, kişinin manevi yönünü sürekli diri tutmaktadır.
8) Yâd Kerd
Kalbin, zakir, yani sürekli zikrullah ile meşgul olması demektir. Kişinin, zikr eden dil, şükreden kalp ve sabreden beden makamına erişmeye çalışmasıdır.
9) Bâz Geşt
Kulun her türlü istek ve ihtiyacını Allah’a arz etmesi anlamına gelmektedir.
Kulun sebepler dairesine olması gerekenden fazla ilgi göstermemesi; Allah’ın, müsebbibul esbab, yani sebepleri yaratan eşsiz İlahi olduğuna yakîn etmesi demektir.
10) Nigâh-Daşt
Bu esas, insanın tüm nefsani ve şeytani amelleri kendisinden uzak tutması anlamına gelmektedir. Böylece akıl ve kalp dairesini, Nebevi ve İlahi ameller ile süslemesi demektir.
11) Yâd-Daşt
Zikir makamının son esası olan yâd-daşt; Kulun daima Allah’ın huzurunda olduğunun farkına olması demektir. Her filinin kayıt altına alındığı ve hesap günü kendisinden sorulacağını sürekli hatırlaması manasına gelmektedir.
Rabbimiz bizleri, bu amelleri kuşanan kullarından eylesin.