Söz&Kalem Dergisi - Hüseyin Gülsever
Her birimiz gerek muntazam gerek gayrı muntazam ama her biri muazzam olan gayretlerin peşindeyiz. Kimimiz eşya ile hemhal, kimimiz beden ile, kimimiz ruh ile... Her birimizin kendi çapında ve ayarında uğraşları mevcut. Kaderin takdir ettiği ölçüde ve cilvesinde, geçip gidiyor şu ömür dedikleri. Muazzam demekte ısrarcıyım gayretlerimize. Zira alenen şer taşımayan, niyeti itibari ile özünde kötülük bulunmayan her amelimiz ibadettir, böyle inanıyoruz. Uyurken sağa yatmanın getirisini hesaplayanlar, zarar etmezler.
İnsan kırılgan bir ruha giydirilmiş kırılgan bir beden elbisesidir. Cihat meydanlarına ok taşıyanlarla, hanımı ile tartıştığı gece Mekke'nin mescidinde sabahlara kadar uyuyamayanlar aynı kişiler. Bizler yani bu çağın insanı belki de bu hususta daha dezavantajlıyız. Çünkü mücadele etmek kırılgan ruhu güçlendirir. Ama çağ, bütün silahlarıyla mücadele ruhumuza kast etmiş durumda. Dolayısıyla kırılmak, güçlenmekten daha olası.
Günümüzün dert sahipleri olan bizler, her sahada var olmak gerektiğinin endişesi içerisindeyiz. Evet, müspet her sahada olmak zorundayız. Az veya çok ama varlığımızın tedirgin ettiği birileri olmalı. Ve aynı kişiler yokluğumuzda nefes alabileceklerinin farkında olup bu sebeple varlığımızdan korkmalı. Ancak şunu es geçmemek gerekir ki, var olmak her zaman güçlü olmak veya güçlenecek olmak anlamına gelmez. Varlık bazı şartlarda çürütür.
Mücadele safhalarının önemli bir merhalesine değinmek istiyorum: PASİF HAREKET. Bir tembellik değil, atalet değil, malayani hiç değil! "O halde boş kaldığında yine kalk, yorul!" ayeti, koşmayı tembihlemeyebilir her zaman. Bazen oturduğun yerde yorulmak mümkündür, hatta bazen gereklidir.
İnsanlığı, koşuşturmayı, kavgayı, gürültüyü kısacası olan biteni görmek gerekir zaman zaman. Koşan çoğu zaman diğer koşanı göremez. Koşulan zemini, zamanı, koşuyu etkileyecek her şeyi hakeza. İşte tam bu sırada dinlenip izlemek gerekir. İzlemek de yorar ne de olsa. Ama PASİF yorulma. Ancak o izlem, sahaya bütün incelikleriyle hakim olmayı sağlar. Daha güçlü dönmeye sebep olur.
Günlük debdebeden ve curcunadan sığınacak bir Hira’mız mutlaka vardır. Hira'mızın adı ne olursa olsun.. Etrafımızda izleme ve gözleme -atalete değil- uygun mekanların varlığı bir iddia değil sadece. Zira aynı coğrafyada, aynı dağların eteklerinde yaşıyoruz. Aynı mescitlerin havasını soluyor, aynı derneklerde çay içiyor, aynı mitinglerde slogan getiriyoruz. Mesele mekan değil, zaman! Koşmaktan durmaya vakit oluşturmayanlar, durmanın zevkini ve bereketini tatmayanlardır. Koşmaktan durmaya vakit oluşturamayanların düşmanları, koşarken değil durup düşünürken kazanmaktadır!
İşte tam da bu niyetle tekrarlıyorum. Bizi Hira'ya çekmek istemeyenlerin olduğu şu dünyada, durup dinlenmek ve olan biteni izlemek için zaman oluşturmak da bir tür koşmaktır. ‘’Efela ta'kilun’’ ayetine muhatap isek, düşünmek ve görmek için durmak gerektiğini bilelim. Zira bir yarışta en hızlı koşmak isteyen, gözlerini kapatır. Belki son çizgiye ulaşır diğerlerinden önce ama rakiplerinin bir kez olsun yüzünü görmez!