Söz&Kalem Dergisi - M. Furkan Aslan
hiçbir zaman karartamayacakları
ve kıramayacakları bir aynada.
*
arkamızda korku, kin ve ölüm!
solduruyorlar hayal ettiğimiz mutluluğu
fakat önümüzde doğuda doğdu gün
içinde yaşadığımız ânı tutuyor güçlü ellerinde.
’’(Paul Eluard)
‘’Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık…’’
(Hucurat, 13)
Kültür ve medeniyet kavramları, birbirine yakın anlamlara sahip fakat muhtelif yönleriyle birbirlerinden ayrılan farklı iki kavramdır. Kültür, en genel anlamıyla bir toplumun yaşam biçimi, değerleri, normları, sanat ve geleneğini ifade eder. Kültürel öğeler, süreklilik arz eden öğrenilmiş davranışların bütünüdür. Belirli semboller aracılığıyla yansıtılır, toplumsal değişimlere uyum sağlar.
Medeniyet ise geniş kapsamlı ve daha organize bir yapı olan toplumların teknik, bilimsel, sanatsal, siyasi ve ekonomik gelişmelerinin bir bütünüdür. Medeniyet, genellikle bir toplumun veya bölgenin genel ilerleme düzeyini ve karmaşıklığını ifade eder.
Medeniyetler Diyaloğu
Medeniyetler diyaloğu, farklı kültürlerin ve medeniyetlerin birbirlerini dikkatle araştırması, olumlu ve güzel yönlerini tespit etmesi ve bu değerlerden istifade etmesi demektir. Bu kavram, muhtelif medeniyetlerin arasındaki benzerlik ve ortak paydaları da gün yüzüne çıkarır. Dahası, medeniyetler arasındaki iletişimin de önemini vurgular.
Medeniyetler Arasındaki İlişkilerin Tarihçesi:
Çeşitli medeniyetler arasındaki ilişkilerin tarihçesi, insanlık tarihinin büyük bir bölümünü kapsamaktadır. Temel olarak bu ilişkileri sosyal, kültürel, siyasi, ekonomik ve idari anlamda beş ana başlıkta saymak mümkündür. Antik dönem ile başlayan medeniyetlerin tarihini Ortaçağ, Rönesans, Keşifler ve Modern dönem takip etmiştir. Bu medeniyetlerden bazı örnekler verelim.
Antik Dönem, tüm medeniyetlerin atasıdır. Mezopotamya, Mısır, Yunan, Pers, Roma ve Çin uygarlıklar bu çağda oluşmuştur. Bu medeniyetler, birbirinden ciddi şekilde etkilenmiştir. Söz gelimi, Mezopotamya ve Mısır uygarlıkları arasındaki ticari ve kültürel etkileşimler olmuştur. Bu etkileşimden ise her iki kültürün de yazı, tarım, hayvancılık ve mimari yönleri birbirlerine çok benzemektedir. Yunan-Pers savaşları, Roma ve Çin arasındaki bürokratik ve diplomatik ilişkilerden doğan idari benzerlikler bunlar arasında sayılabilir.
Kültürel Paradigma
Kültürel paradigma, bir toplumun belirli bir dönem içerisinde benimsediği ve paylaştığı inançlar, değerler ve düşünce kalıplarının toplamıdır. Bu kavram, kültürel öğelerin bir araya gelerek oluşturduğu bir bütün olarak düşünülebilir. Kültürel paradigma, bir toplumun düşünce biçiminin ne şekilde olduğu ve dünyaya hangi değer yargılarına göre değerlendirdikleri anlamına gelmektedir. Özetle, kültürel paradigma bir toplumun düşünce yapısını ve yaşam koşullarını belirleyen zamanla değişip dönüşebildiklerini ifade eden kavramdır.
Antik dönemlerden günümüze değin bu kavram, medeniyetler diyaloğu ile yakın ilişki içerisinde olmuştur. Nitekim toplumları medeniyetler diyaloğuna teşvik eden etken, farklı kültürel paradigmaların belirli bir anlayış içerisinde yaşayabilmeleridir.
Yakın Dönemde Medeniyetler Diyaloğu
Modern dönemde medeniyetler diyaloğu, dünyadaki kolay iletişim ve rahat etkileşim açısından hız kazanmıştır. Küreselleşmenin etkisiyle modern toplumlar, benzeri olmayan bir sürece girmiştir. Tam da burada Kanadalı yazar Marshall McLuhan’ın literatüre kazandırdığı ‘’Global Village’’ yani ‘’Küresel Köy’’ kavramını hatırlamak gerekiyor. McLuhan, teknolojideki gelişmelerin insan yaşamını nasıl etkilediği konusunda araştırmalar yapıp dünyanın küresel bir köye dönüşeceğini 60’lı yıllarda ortaya atmıştır. Kitle iletişim araçlarının ilerlemesiyle dünyanın küçük bir küreye dönüşeceğinden ve bu değişimle insanların birbirleriyle kolaylıkla iletişim kurabileceğinden bahsetmiştir. Bu durumda, herhangi bir insan dünyanın neresinde olursa olsun istediği kişiyle istediği zaman rahatlıkla iletişim kurabilecek, gündemdeki konulardan haberdar olacak ve aynı konuyu düşünüp ortak fikirlere varacaktır.
Günümüz Gerçekliği
Günümüzde tam olarak McLuhan’ın söz konusu ettiği bir süreçten geçmekteyiz. En önemli bilgiler, tek tuşla adeta güneş hızıyla tüm dünyaya servis edilebilmektedir. Elbette ki bu durumun olumlu/olumsuz yönleri tartışılabilir. Fakat bu gerçeklikten kaçınmak mümkün değil.
Mevcut dünya toplumlarının son dönemlerde sosyal ve kültürel anlamda bir arayışa girdiklerini görüyoruz. Descartes ve Faust’un tabiata hükmetme ideallerinin bile artık Batı toplumunda bir etkisi kalmadı. Özellikle Batılı toplumların Gazze’de yaşanan soykırım karşısındaki tutumu, ‘’vicdana göç etmek’’ serüveninin bir başlangıcıdır.
Bilinmelidir ki, İslam’ın kültürel değerleri ve medeniyet anlayışı, Batılı toplumlar başta olmak üzere tüm toplulukların talep ettiği bir anlayıştır. Bu kadim anlayışı üç kelime ile tanımlabiliriz:
İslam medeniyeti; İnsan, insaf ve vicdan medeniyetidir.
Karşılaştırmalı Beşeri ve İlahi Medeniyet
Beşerin yapay olarak oluşturduğu medeniyet modeli, zaman içerisinde saplantı gösterir. Üstad Bediüzzaman, bu gerçekliği şöyle ifade etmektedir:
''İ’lem eyyühe’l-aziz! Kâfirlerin medeniyeti ile müminlerin medeniyeti arasındaki fark:
Birincisi, medeniyet libasını giymiş korkunç bir vahşettir. Zahiri parlıyor, bâtını da yakıyor. Dışı süs, içi pis; sureti menus, sîreti mâkûs bir şeytandır.
İkincisi, bâtını nur, zahiri rahmet; içi muhabbet, dışı uhuvvet; sureti muavenet, sîreti şefkat, cazibedar bir melektir.
Evet mümin olan kimse, iman ve tevhid iktizasıyla, kâinata bir mehd-i uhuvvet nazarıyla baktığı gibi; bütün mahlukatı, bilhassa insanları, bilhassa İslamları birbiriyle bağlayan ip de ancak uhuvvettir. Çünkü iman bütün müminleri bir babanın cenah-ı şefkati altında yaşayan kardeşler gibi kardeş addediyor.
Küfür ise öyle bir bürudettir ki kardeşleri bile kardeşlikten çıkarır. Ve bütün eşyada bir nevi ecnebilik tohumunu ekiyor. Ve her şeyi her şeye düşman yapıyor. Evet, hamiyet-i milliyelerinde bir uhuvvet varsa da muvakkattır. Ve ezelî, ebedî iftirak ve firak ile muttasıl ve mahduddur.
Amma kâfirlerin medeniyetinde görülen mehasin ve yüksek terakkiyat-ı sanayi, bunlar tamamen medeniyet-i İslamiyeden, Kur’an’ın irşadatından, edyan-ı semaviyeden in’ikas ve iktibas edildiği “Lemaat” ile “Sünuhat” eserlerimde istenildiği gibi izah ve ispat edilmiştir.''
(Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Nokta Yerine
Yazımızın başında Hucurat Suresinden aktardığımız ayet-i kelimeyi incelemekte fayda var.
Ayetin siyak-sibak ilişkisine baktığımızda, önceki ayetlerde iman ehline hitap edilerek İslam toplumunu saplantılardan korumak için gerekli talimatlar buyrulmaktadır. Fakat bu ayette, tüm insan türüne hitap edilmektedir. Ayetin şu bölümü, medeniyetler arasındaki diyaloğun ve müspet anlamda kültürel etkileşimin tabii olduğuna delalet etmektedir. ‘’Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık."
Mevdudi gibi bazı müfessirlerde mezkur ayeti aynı şekilde yorumlamıştır. Allah’ın, insanları farklı milletler ve kabileler halinde yaratmasının hikmeti, birbirileriyle tanışması ve faydalanmasıdır. Farklılıklar, insanların birbirlerinden öğrenmeleri, kültür ve bilgi alışverişinde bulunmaları içindir. Bu çeşitlilik, bir üstünlük veya aşağılık sebebi değil, sosyal ve kültürel zenginliktir .
Yazımızı, medeniyet tarihçisi merhum Garaudy’nin şu ifadeleri ile tamamlayalım:
‘’Ve hakiki diyalog, ancak herkes başlangıçta başkasından öğreneceği bir şey olduğuna kesinlikle inandığı zaman gerçekleşir. Hakiki medeniyetler diyaloğu, ancak herkes diğer insanı, kendisinin tam anlamıyla insan olması için, kendisinde bulunmayan taraf olarak görüp buna kesinlikle inandığı zaman var olur…’’