Söz&Kalem Dergisi - M.Furkan Aslan
İnananların kalplerini arındıran, kendilerine dosdoğru yolu gösteren ve alemlerin mutlak mutasarrıfı olan Rabbimizin adıyla…
İlahi bir öğretiyle beşeriyetin hayatını yönlendirecek ve şekillendirecek olan isimlerle donatılmış olan insan, yeryüzünde insaniyet mektebini oluşturmuş ve vahyin ışığında geliştirmiştir. İlk insan ve ilk Peygamber olan Hz. Adem, bu sürecin evvelini vahiy ile irtibatlı bir şekilde programlamıştır. Devamında, insanlık için yegane mürebbiler olan Peygamberler, sürekli bu süreci geliştirmiş ve bu misyonu olabildikçe muhkem bir metod ile ilerletmişlerdir. Bu sancak, nihayetinde Hatemül Enbiya olan Efendimiz (s.a.v) ile en kamil halini almış ve kıyamet sabahına kadar insanlık mektebi için dosdoğru yolun kılavuzu olmuştur.
Vahyin hayat veren nidası ile birlikte imtihan dünyasının bir parçası olarak şeytan ve aveneleri de başından beri var olmuştur. Hak yolun yolcularına daima tuzaklar kurmuşlardır. Heva ve hevesine uymayan, nefsi isteklerine köle olmayan bireyler, hiçbir zaman bu tuzaklara düşmemiş, istikametlerini muhafaza etmişlerdir. Kur’an’ı Kerim bu gerçeği şöyle ifade etmektedir; ‘’ Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.’’ (Nur, 21)
Evet, günümüz dünyasında şeytanın adımlarından birisi olarak sayabileceğimiz ‘’Hedonizm’’, modern fikirler sarmalı içerisinde yer almaktadır. Gelelim bu sosyal yaşam teorisini izah edip elekten geçirmeye…
Zevk ve lezzete müptela olarak manayı maddede aramak: Hedonizm
Hedonizm, Yunanca ‘hedone’ kelimesinden türemektedir. Bu kelime, ‘zevk/lezzet’ manasına gelmektedir. Doğrudan hazzı temel alan bu öğretinin kökleri, Antik Yunan’a dayanmaktadır. Bir süre Sokrates’in (mö ?-399) de öğrenciliğini yapan Aristippus (mö 435-356) ve haz filozofu olarak bilinen Epikür (mö 341-270) felsefi anlamda bu ekolü sistemleştiren kişiler olarak bilinmektedir. Bu öğretiye göre zevkin doğası gereği iyi, acının doğası gereği kötü olduğu düşünülmektedir. Yine bu öğretiye göre mutluluk demek, hüzünden kaçmak demektir.
Özetle hedonizm, geçici dünya hayatında hiç ölmeyecek, hesap vermeyecek ve ahiretin varlığına dair herhangi bir yargıda bulunmayacak şekilde yaşamak demektir. Hedone, insanın kendi duygu ve düşüncelerinin, hissiyat ve algılarının fıtratını bozması olarak da bilinebilir. Nitekim insan, doğası itibariyle hüzünlenen, dertlenen ve bu şekilde terakkisini gerçekleştiren bir varlıktır. Hedonist dünya görüşünde birey ve toplumu felakete sürükleyen zararlar vardır.
Bu anlayış, bireyin sadece kendi hazlarına odaklanmasını teşvik ettiğinden, toplumsal dayanışma ve fedakârlık gibi dini ve kültürel değerleri zayıflatmaktadır. Sürekli bireysel mutluluk arayışı içinde olan insan, toplumu oluşturan temel bağları görmezden gelerek yalnızlaşır. Bencilce arzularına yönelen bireyler, aile bağlarını ve sosyal sorumluluklarını ihmal etmeye başlarlar. Bu durum, toplumda yozlaşmaya ve çöküşe neden olur.
Bu anlayışın birey üzerindeki etkileri de oldukça yıkıcıdır. Sürekli haz peşinde koşan bir insan, doyumsuzluk girdabına kapılır. Zevkler zamanla sıradanlaşır ve tatmin eşiği yükselir. Bu da insanı sürekli daha fazla haz arayışına iter. Sonuç olarak kişi, manevi anlamda boşluğa düşer, ruhsal bunalımlara sürüklenir ve varoluşsal bir tatminsizlik yaşar. Resulullah (s.a.v), bu konuda ümmetini şu şekilde uyarmaktadır:
"Ademoğlu bir vadi dolusu altına sahip olsa, ikinciyi ister. Onun ağzını ancak toprak doldurur. Fakat Allah, tevbe edenin tevbesini kabul eder." (Buhârî, Müslim) Bu hadis, insanın hırsına ve tatminsizliğine dikkat çekerek, sürekli daha fazlasını istemenin aslında insanı mutsuzluğa sürükleyeceğini göstermektedir.
Haz ve mutluluk, İslam’da bütünüyle reddedilmez; ancak bu kavramlar, insanın yaratılış gayesiyle uyumlu bir şekilde ele alınmalıdır. Kur’an-ı Kerim, insanın gerçek huzuru yalnızca Allah’a yönelmekle bulacağını bildirir:
"Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." (Ra’d, 13/28)
Bu ayet, insanın manevi olarak tatmin olması için sadece dünya nimetlerine yönelmemesi gerektiğini açıkça belirtmektedir. Kalıcı mutluluk, geçici hazlarda değil, Allah’ın rızasına uygun bir yaşam sürmekte saklıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) de sade yaşamı ve dünya nimetlerine olan mesafeli duruşuyla ümmetine örnek olmuştur:
"Benim dünyayla ne işim var? Ben dünyada bir ağacın gölgesinde dinlenen, sonra da orayı terk edip giden bir yolcu gibiyim." (Tirmizî)
Bu hadis, dünya hayatının gelip geçici olduğunu ve asıl olanın ahiret yurdu olduğunu hatırlatmaktadır.
Modernizmin Kıskacında Hedonizm
Modern insan, hakikati keşfetmek ve ona uygun bir yaşam sürmek yerine, hakikati kendi arzularına göre şekillendirmeye çalışmaktadır. Oysa hakikat, insanın keyfine göre değiştirilebilecek bir şey değildir; aksine, insan hakikate tabi olmakla yükümlüdür. Hedonist anlayış, tam da bu noktada devreye girerek insanı nefsinin isteklerini merkeze koymaya teşvik eder. Hakikati heva ve hevesine göre eğip büken insan, dünyevi zevkleri mutlak değer hâline getirerek, aslında hakikatten uzaklaşmaktadır. Oysa Kur’an-ı Kerim, insanın arzu ve tutkularına değil, ilahi hakikate uymasını emreder: "Eğer hakikat, onların heva ve heveslerine uysaydı, gökler, yer ve bunlarda bulunanlar bozulup giderdi..." (Mü’minûn, 23/71).
Hedonizm, mutluluğu yalnızca hazda arayan bir anlayış olduğu için, modern insanın kendi gerçeğini inşa etmesine zemin hazırlamaktadır. Günümüzde birçok kişi, “ben nasıl mutluysam, doğru olan da odur” anlayışıyla hareket ederek, mutlak hakikati reddetme eğilimindedir. Ancak bu düşünce, bireyin geçici arzularına dayanır ve uzun vadede insanı mutsuzluğa sürükler. Zira insan, yalnızca bedensel hazlarla tatmin olabilecek bir varlık değildir; ruhunun da ilahi bir kaynağa bağlanmaya ihtiyacı vardır.
İslam perspektifinden bakıldığında, hakikatin insanın heveslerine göre şekillendirilemeyeceği açıktır. Hakikat, insana boyun eğmez; insan hakikate boyun eğmekle yükümlüdür. Allah, insanı yalnızca haz almak için değil, kulluk ve iyilik için yaratmıştır: "Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zâriyât, 51/56). Dolayısıyla, hakikati nefsimize uydurmaya çalışmak, kendi varoluş gayemize ihanet etmek demektir. Gerçek saadet, ne hedonizmin sunduğu geçici hazlarda ne de insanın kendisini merkeze koymasındadır; aksine, insanın Allah’a yönelmesi, hakikate teslim olması ve dünya nimetlerini birer imtihan vesilesi olarak görmesiyle mümkündür.
Nokta Yerine
Yazımızı, Rene Guenon Modern Dünyanın Bunalımı isimli eserinde vurguladığı şu hakikat ile noktalayalım:
‘’Modern insan kendisini hakikat seviyesine yükseltmeye çalışacağı yerde, hakikati kendi seviyesine indirmektedir.’’