Ramazan
“Günün çok sıcak olması, güneşin kum ve taşları çok ısıtması, kızgın yerde yalınayak yürümekle ayakların yanması” anlamlarındaki “ramad” mastarından gelmektedir. Bir başka anlamda ise “güneşin güçlü ısısından çok fazla kızmış yer” mânasındaki “ramdâ” kelimesinden oluşmaktadır. Ramazân kamerî yılın Şâban’dan sonra, Şevval’den önce gelen dokuzuncu ayının adıdır. İslam literatüründe Ramazan; sabır, ibadet, rahmet, mağfiret ve bereketin aynı anda vuku bulduğu aydır. Bu bağlamda Ramazan; Kur’an’ı Kerim’ini bu ayda indirildiği, insanlara ve toplumun büyük bir kesimiyle oruç tutarak; gün içerisinde aynı hislere kapılması sonucunda kişinin “isar” kapısını açma eylemidir. Ramazan ayı diğer aylardan farkı olarak sevabı sadece Allah’a bağlıdır. Buna binaen kişinin geçmiş günahlarının temizlenme durağıdır. Bir başka açıdan da “isar” dediğimiz olgunun bir sonucu olarak toplumun fakir ve yoksul kesimlerinin maddi olarak ihtiyaçlarını karşılaması da diyebiliriz.
Oruç
“Bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak” anlamına gelen Arapça “savm”ın (sıyâm) Farsça karşılığı olan “rûze” kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Savm ve sıyâm ile türevleri Kur’ân-ı Kerîm’de on üç yerde, hadislerde ise çok sayıda geçmektedir. Terim olarak oruç, tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar şer‘an belirlenmiş ibadeti yerine getirmek niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmayı ifade eder.
İmsak
“Bir şeyi tutmak, sımsıkı sarılmak, alıkoymak; bir şeyden el çekmek, kendini tutmak” gibi manalara gelmektedir. Kavram olarak ise “ikinci fecrin (fecr-i sâdık) doğuşundan güneşin batışına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden nefsi alıkoymak” demektir. Bu aynı zamanda savm (oruç) kelimesinin de terim anlamıdır. İmsak daha dar anlamda oruca başlamayı, başlangıç anını, karşıtı olan iftar da geniş anlamda orucu herhangi bir zamanda bozmayı, dar anlamda ise güneşin batışında meşrû şekilde oruca son vermeyi ifade etmektedir.
İnfak
“Tükenmek, tamamlanmak, son bulmak” mânasındaki nefk kökünden gelmektedir. İnfâk ise “bitirmek, yok etmek; yoksul düşmek” gibi anlamlara gelirse de daha çok “para veya malı elden çıkarmak” manasında kullanılmaktadır. Temel gayenin Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla muhtaçlara yardım etme olayıdır. Toplum mekanizmasının bozulan, eskiyen çarklarını düzeltmektir. Bu şekilde Allah’a itaat ve ibadet niyeti taşıyan, İslâm’a ve Müslümanlara yardım ve fayda sağlayan her harcama Allah yolunda infak sayılmaktadır. İslâm medeniyet tarihinde de böyle bir niyet taşıması şartıyla ülkenin savunması, hac hizmetleri, yoksulların desteklenmesi, okul, kütüphane, cami, yol, köprü, çeşme, bakımevleri gibi hayır kurumlarının tesisi, hatta tabiatın korunup geliştirilmesine kadar çok çeşitli hizmetler için yapılan her türlü harcama Allah yolunda infak kapsamında değerlendirilmiştir.
Fitre
“Yaratmak, icat etmek; kesmek, yarmak, ikiye ayırmak” manalarına gelen “fatr” kökünden türeyen fıtr kelimesi oruca son vermeyi, orucu açmayı (iftar) ifade eder.
İitikaf
“Hapsetmek, alıkoymak; bir yere yerleşmek, oraya bağlanıp kalmak” anlamlarındaki “akf” kökünden türemiştir. İ‘tikâf ise kişinin kendisini sıradan davranışlardan uzak tutmasını, fıkıh terimi olarak da ibadet amacıyla ve belirli bir şekilde camide kalmasını ifade eder. İ‘tikâfa giren kimseye mu‘tekif veya âkif denir.
Tövbe
Arapça’da (tevb, metâb) “geri dönmek, rücû etmek, dönüş yapmak” anlamındadır ve “dinde yerilmiş şeyleri terk edip övgüye lâyık olanlara yönelme” biçiminde tanımlanır. Tövbe kavramı Allah’a nisbet edildiğinde “kulun tövbesini kabul edip lütuf ve ihsanıyla ona yönelmesi” mânasına gelir. Kişilerin birbirine karşı yaptıkları hatalı davranışlardan dönmesi için avf (af) ve i‘tizâr (özür dileme) kelimeleri kullanılır.
Sonuç
“Allah yolunda harcama yapın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, kuşkusuz Allah iyilik edenleri sever.” (Bakara 195)
Hiç kuşkusuz Ramazan, İslam toplumu için bir olma, bir düşünme ve birlik içinde hareket etmeyi sağlayan dinamiksel bir harekettir. Oruç ise maddi ve manevi anlamda toplumun ihtiyaç duyduğu alanları tespit etme mekanizmasıdır.
Bu bağlamda kişide “’isâr” olgusunu geliştirerek çevreye daha duyarlı bakmasını sağlamaktadır. Kişisel bazdaki temizliği sağladıktan sonra çevre ve daha sonra toplumsal temizliğinin de önünü açmaktadır. Yardım etme gibi dinamik eylemlerle beraber tövbe etme, tefekkür etme gibi bazal eylemlerin de toplum mekanizmasına entegrasyonunu düzenleyerek “nefsin” ene (ben) hissinin parçalanmasını hızlandırmaktır.
Geçmiş aylardaki istatiksel verilerimizi göz önüne getirdiğimizi düşündüğümüzde; yukarıdaki ayetin muhalifi olduğumuz ortaya çıkmaktadır. Cimrilik, Egosantrik ve enaniyet olgusu, düşünmeden (tefekkür etmeden) hareket etme ve toplumun bir parçası değil aksine toplumun parçalanma dişlisi gibi verilerimiz ortaya çıkmaktadır.
Bundan dolayı Allah’ın “el”i ile ulaştığımız bu ayda kendi elimizle kendimizi tehlikeye atmayalım.
Söz&Kalem Dergisi | Ahmet Şimşek