Söz&Kalem Dergisi - Ahmet Şimşek
Dünya hayatı dar-ı imtihandır. Türlü imtihanlarla dolu bu dünya hayatı içinde bireysel imtihanlara tabi tutulduğumuz gibi toplumsal imtihanlara da tabi tutulabiliyoruz. Müslümanın imtihan ve musibetlere karşı takınması gereken tavır sabır ve şükür endeksli olmalıdır. Yaşadığımız toplumda bela ve musibetlere karşı sabırlı olmak imtihanın ve varoluşun bir sebebidir. İnsan, fıtratı gereği yardımsever, cömert ve başkalarının duygularını anlayan bir varlıktır. Ümit ve tefekkür arasındaki köprüde yolculuk yapan insan; yeise kapıldığı anda psikolojik olarak bir çöküş başlar. Bir kişi ile başlayan psikolojik çöküş, toplumsal yapıyı umutsuzluğa sürükler. Bu durum mantık ve duygular arasındaki ilişkiyi sağlamamak gibidir.
Arz | Dünyâ
Arz, insanların üstünde yaşadığı fizikî dünya anlamında kullanılır. Başka anlamlarda “semanın mukabili olan cisim” veya “insanların üzerinde bulunduğu yer” olarak ifade edilir. Bu bağlamda dünya ise insanın ve insanı etkileyen tüm varlığın ölümden önceki durağı olarak ifade edilir. Kur’ân-ı Kerîm’de arz kelimesi 468 yerde geçer; bunların çoğunda yeryüzü, bazılarında toprak ve ülke karşılığında kullanılır.
Zelzele/Deprem
Sözlükte “bir şeyi hareket ettirmek, şiddetle sarsmak, vurmak” anlamına gelmektedir. Terim olarak “yer içindeki fay kırıkları üzerinde biriken enerjinin aniden boşalmasıdır.” Başka bir anlamda da yer kürede meydana gelen elastik dalgalanmalardır. Türkçe’de zelzelenin yerine daha çok deprem kelimesi kullanılır. Kur’an’da bir âyette zelzele, beş âyette aynı kökten kelimeler bulunur.
Sabır
Arapça ‘sbr’ kökünden gelen sabır ‘tahammül, katlanma’ sözcüğünden alıntıdır. Sözlükte “engellemek, hapsetmek; güçlü ve dirençli olmak” anlamlarına gelir. Sabır kelimesi ahlâk terimi olarak “üzüntü, başa gelen sıkıntı ve belâlar karşısında direnç gösterme; olumsuzlukları olumlu kılmak için gösterilen metanet” gibi manalara gelmektedir. Sabrın karşıtının ise ceza, telâş, kaygı, yakınma olduğu belirtilmektedir. İmtihan ve musibetlere karşı sabır gösterilmesi gerektiği gibi, güzel işlerde ve ibadetlerde de sabır gereklidir
Tefekkür
Arapça‘da düşünmeyi ifade eden tefekkür, ‘fikr’ kökünden türemiştir. Aklı ve düşünceyi çalıştırma, harekete geçirme ve zihni düşünüş manalarına gelmektedir. Rağıb el-Îsfehanî, bilinenden ilme varma kuvvetine fikr, aklın bakış açısına göre bu kuvvetin cevalanına ve faaliyetlerine tefekkür demiştir. Tefekkür, Kur’an’da 18 yerde geçmektedir. Fakat Kur’an’da Tefekkür ve türevleriyle ilgili yaklaşık 700 ayet bulunmaktadır. Haz ve hız dünyasının bizden aldığı en mühim hasletlerden biri de kişinin kendisini muhasebeye çekmesi gerektiği, rabbi ile arasındaki bağı kontrol etmesi gerektiğidir yani tefekkürdür.
Yeis
Sözlükte “ümitsiz olma, ümit kesme” anlamındaki yeis (ye’s) genel olarak “ümitsizlik, bir beklentisi olmama durumu” anlamına gelmektedir. Dinî terminolojide ise “kulun Allah’ın rahmet ve yardımından ümidini kesmesi” manasında kullanılmaktadır. Kunût kelimesinin eş anlamlısı ve recânın karşıtı şeklinde açıklanır. Şehâbeddin Mahmûd el-Âlûsî’ye göre ilâhî rahmetten ümit kesmeye yeis, ümitsizliğin yeisten ileri derecesine kunût, bir kimsenin inkârcıların azabına benzer bir azabı hak edecek derecede ümitsiz olması haline ise sû-i zan denir.
Recâ
Sözlükte “ümit, emel, beklenti, istek” gibi anlamlara gelmektedir. Tasavvufta ise “kulun ilahi rahmetin genişliğine bakması, rabbinin lütfunu kendine yakın hissetmesi ve sonucun iyi olacağını düşünüp sevinmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Kur’an’da Allah’ın rahmetinden ümit etme, O’na kavuşma ve bu bağlamda hazırlık yapma olarak nitelendirilmiştir. Allah Resulü (sav) “Allah’ım! Rahmetini ümit ediyorum” diye dua ettiği rivayetlerde geçmektedir.
Ensar
“Yardım etmek” anlamındaki nasr kökünden türeyen nasîr veya nâsır sıfatının çoğulu olup ismi mensubu ensârîdir. İslâm literatürün de ise Hz. Muhammed (sav), muhacirleri yurtlarında barındırmak ve korumak suretiyle onlara büyük yardımda bulunan Evs ve Hazrecli Medineli Müslümanlar için kullanmıştır. Hz. Muhammed (sav), hicretten hemen sonra gerçekleştirdiği kardeşlik akdi ile her Mekkeliyi bir Medineli ile kardeş ilân etti. Bu bağlamda yurtlarını dönemin şartlarına göre terk etmek zorunda kalan insanlar gittikleri yerlerde maddi ve manevi destek kazanmışlardır. Barınma, geçinme ve yaşama koşullarını iyileştirerek ortak bir şekilde hareket etme imkânı sağlanmıştır. Buna binaen geçinmenin ve iyi yaşam koşullara sahip olmanın gayesi kardeşlik akdi ile dürüst çalışma ile olacağını göstermektedir.
KAYNAKÇA
Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı, Tefsir Bilim Dalı, Doktora Tezi, Kur’an’da Tefekkür, İbrahim Akgün