Söz&Kalem Dergisi - Ahmet Şimşek
Empati, bir kişinin kendisini bir başkasının yerine koyabilmesi ve onun duygu, düşünce ve davranışlarını anlayabilmesidir. İsar ise bunlarla beraber fedakarlıktır ve cömertliktir. Başka bir anlamda da başkasının iyiliğini kendi iyiliğine tercih etmesidir.
Onun için Kur’an’ın üzerinde durduğu önemli hususlardan biri de insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı gerçekleştirmektir. Kur'an, toplumun adil bir düzen içinde birbirleriyle ilgilenilmesi ister. Bu, Kur’an’ın temel prensiplerinden biridir. Paylaşma şuuruna ermemiş, hep kendini düşünen, kendi çıkarları peşinde koşan, hiç başkalarını düşünmeyen bir kimse Kur'an nazarında noksandır.
Bu bağlamda Ramazan ayı Kur’an’ı Kerim’in indirildiği ve toplumun büyük bir parçasının oruç tutarak; gün içerisinde aynı hislere kapılması sonucunda kişinin “isar” kapısını açma eylemidir. Allah Resul’ünün İslam davası için toplumun ihyası için kendinden vazgeçtiği ve Rabbine yakınlaştığının başlangıcıdır. Ramazan ayı diğer aylardan farkı olarak sevabı sadece Allah’a bağlıdır. Buna binaen kişinin geçmiş günahlarının temizlenme durağıdır. Bir başka açıdan da “isar” dediğimiz olgunun bir sonucu olarak toplumun maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılaması da diyebiliriz.
Ramazan
“Günün çok sıcak olması, güneşin kum ve taşları çok ısıtması, kızgın yerde yalınayak yürümekle ayakların yanması” anlamlarındaki “ramad” mastarından gelmektedir. Bir başka anlamda ise “güneşin güçlü ısısından çok fazla kızmış yer” mânasındaki “ramdâ” kelimesinden oluşmaktadır. Ramazân kamerî yılın Şâban’dan sonra, Şevval’den önce gelen dokuzuncu ayının adıdır. İslam literatüründe Ramazan; sabır, ibadet, rahmet, mağfiret ve bereketin aynı anda vuku bulduğu aydır.
İmsak
“Bir şeyi tutmak, sımsıkı sarılmak, alıkoymak; bir şeyden el çekmek, kendini tutmak” gibi manalara gelmektedir. Kavram olarak ise “ikinci fecrin (fecr-i sâdık) doğuşundan güneşin batışına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden nefsi alıkoymak” demektir. Bu aynı zamanda savm (oruç) kelimesinin de terim anlamıdır. İmsak, oruca başlamayı ve başlangıç anını temsil ederken iftar ise orucu belirli bir zamanda bozmayı ve güneşin batışında meşrû şekilde oruca son vermeyi ifade etmektedir.
Oruç
“Bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak” anlamına gelen Arapça “savm”ın (sıyâm) Farsça karşılığı olan “rûze” kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Savm ve sıyâm ile türevleri Kur’ân-ı Kerîm’de on üç yerde, hadislerde ise çok sayıda geçmektedir. Terim olarak oruç, tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar şer‘an belirlenmiş ibadeti yerine getirmek niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmayı ifade eder.
İnfak
“Tükenmek, tamamlanmak, son bulmak” manasındaki nefk kökünden gelmektedir. İnfâk ise “bitirmek, yok etmek; yoksul düşmek” gibi anlamlara gelirse de daha çok “para veya malı elden çıkarmak” manasında kullanılmaktadır. Temel gayenin Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla muhtaçlara yardım etme olayıdır. Toplum mekanizmasının bozulan, eskiyen çarklarını düzeltmektir. Bu şekilde Allah’a itaat ve ibadet niyeti taşıyan, İslâm’a ve Müslümanlara yardım ve fayda sağlayan her harcama Allah yolunda infak sayılmaktadır.
İ’tikaf
“Hapsetmek, alıkoymak; bir yere yerleşmek, oraya bağlanıp kalmak” anlamlarındaki “akf” kökünden türemiştir. İ‘tikâf ise kişinin kendisini sıradan davranışlardan uzak tutmasını, fıkıh terimi olarak da ibadet amacıyla ve belirli bir şekilde camide kalmasını ifade eder. İ‘tikâfa giren kimseye mu‘tekif veya âkif denir.
Tövbe
Arapça’da (tevb, metâb) “geri dönmek, rücû etmek, dönüş yapmak” anlamındadır ve “dinde yerilmiş şeyleri terk edip övgüye lâyık olanlara yönelme” biçiminde tanımlanır. Tövbe kavramı Allah’a nisbet edildiğinde “kulun tövbesini kabul edip lütuf ve ihsanıyla ona yönelmesi” mânasına gelir. Kişilerin birbirine karşı yaptıkları hatalı davranışlardan dönmesi için avf (af) ve i‘tizâr (özür dileme) kelimeleri kullanılır.
Fitre
“Yaratmak, icat etmek; kesmek, yarmak, ikiye ayırmak” manalarına gelen “fatr” kökünden türeyen fıtr kelimesi oruca son vermeyi, orucu açmayı (iftar) ifade eder.