Yazıma değerli, profesör bir hocamın derste özellikle vurguladığı şu cümleler ile başlamak istiyorum: "Tıp bilimi dünyanın en gelişmiş imkanlarına sahip olan bilimlerden biri ve M.Ö 7000 yıllık, M.S ise 2000 yıllık tam 9000 yıllık tarihi olmasına rağmen hala gelişimi, evdeki kolonlara tutunup ancak ayağı kalkmayı becerebilen bir çocuk mesabesindedir."
Bu denli sığ gelişim seyrini ancak insan mekanizmasının kompleks bir yapıda oluşu ve mükemmelliği ile açıklayabiliriz.
Bütün âzâları ile muhteşem bir uyum içinde çalışan sistemlerimiz adeta birbirlerinin bekçileri ve hizmetkârları durumundadırlar. Örneğin midesi alınmak zorunda kalınan bir hastayı düşünün. Bu hastanın midesi alındıktan sonra gelen besinleri depolamak ve sindirmek için ince bağırsağın adeta mide görevi görmek üzere genişleyip, bir depo (havuz) görevi gördüğünü ve besinleri sindirmeye başladığını biliyor muydunuz? Ya da kan basıncımız düştüğünde böbrekten salınan anjiotensin enzimi ile damarlar daraltılarak kan basıncımızın normale getirilmeye çalışıldığını… Bir karaciğerin, hücrelerinin ancak yüzde yetmiş-seksen’i harap olduktan sonra işlevsiz hale geleceğini… Veya kalbimizin herhangi bir nedenle pompalaması gereken kanı vücudumuza pompalayamaması ile kalbin düz kas hücrelerinde meydana gelen hızlı çoğalma (hipertrofi) sonucu adeta pompa sistemini eskiye getirmek üzere kompanzasyon uyguladığını biliyor muydunuz?
Şaşırdık değil mi?
İşte bunlar, bizi hayretler içinde bırakan sistemin açıklanabilen sadece birkaç mekanizması.
Peki ya açıklanamayanlar?
Yüce Rabbimizin buyurduğu üzere “Biz gerçekten insanı en güzel şekilde yarattık.” ( Tin-4) ayeti insanoğlunun acziyetini gözler önüne seriyor. Zira Yaratan’ın yarattığı kusursuz mekanizmayı çözümlemeye kalkan insanoğlu 9000 yıldır henüz emekleyen bir bebek kadar mesafe kat edebildi.
Yazımızın asıl konusu da bunun üzerine. Halık’ın yarattığını açıklamada aciz olduğumuzu gösteren tıp literatüründeki kelime: İDİOPATİK
İdiopatik; tıpta herhangi bir fizyolojik veya patolojik(hastalık) mekanizmayı bir sebebe bağlayamamadır. Kısacası sebebi bilinmeyen…
6 günde yaratılan kainatın, sadece bir parçası konumundaki insanoğlunun 9000 yılı aşkındır açıklanamamış, sebebe bağlanamamış mekanizmaları… Acziyet…
Örnekle süslemek gerekirse vücudumuzun en temel ve hayati organı olan kalbin kan pompalaması için gerekli kasılmayı sağlayan bir sistemi vardır. Bu sistem elektriksel bir iletinin kalp kasını harekete geçirmesi sonucu çalışır. Bu elektriği üreten ise kalbin sağ kulakçığında bulunan sinoatrial düğüm(S-A) dediğimiz, vuru üretici (pacemaker) kısacası kalbin pilidir. Ama bir dakika. Peki S-A düğüme elektriği getiren kim? Diyelim ki kendi kendine üretiyor bu elektriği, peki ortalama her saniye başına bir elektrik vurusunu üretmesini ona emreden kim? Sakın beyin diye düşünmeyin zira beyin ölümü gerçekleşen insanların, hayati işlevlerinin devam ettiğini biliyoruz. Yani kalbin elektriksel mekanizmasını beyin yönetseydi beyni ölen kişinin kalbi de çalışmazdı. İşte tıp bilimi henüz bunu açıklayamadı.
Geçenlerde televizyonda izlediğim bir haber ile yine donup kaldım. Haberin başlığı şu şekilde: "Yirmi Beş Yaşında Uzun Sakallı Kadın…" Evet, uzun sakallı bir kadın. Haberin ilk şaşırtan kısmı kadının bu durumdan memnun oluşu ve ilahi kadere gösterdiği rızadır. İkinci şaşırtan kısmı ise kadının uzun sakalı...
Tıpta bu duruma ‘hirsutizm’ (kadınlarda sakal-bıyık kıllanması) diyoruz. Hastalığın temelinde ise doğuştan gelen erkeklik hormonlarının bazı kadınlarda fazla salgılanması vardır. Fakat en şaşırtıcı kısım ise bazı hirsutizm hastalarında bu hormonun seviyesinin normal olmasına rağmen kadınlarda ‘hirsutizm tablosu’ görebiliyor olmamız. Ve tıp dünyası açıklayamadığı bu mekanizmada yine idiopatik kavramının arkasına sığınıyor ve hastalığın adını “İDİOPATİK HİRSUTİZM” koyuyor.
Sonuç olarak akıl sahipleri, "...efela ta’kilun (Hiç akletmez misiniz?) " ayetine kendilerini muhattap kılanlar, bu durumların Rabbi Zül Celal’in hulkunun (yaratılış) kusursuzluğu ile açıklarken; nefsinin kölesi haline gelen tanrıtanımazlar, arkasına sığınılacak kapılar arama peşinde.
Yazımı İslami kişiliği ile kendisini bize sevdiren doktor bir hocamın şu sözleri ile bitirmek isterim; “ İdiopatik mi? Biz doktorların tabiriyle ‘valla ben bu işten bir şey anlamadım’ anlamına gelen, Yaradan’ın yarattığındaki kusursuzluğu açıklayamayan acziyet ifadesi…”
Rabbim bizlere zerreden kürreye keşfedilmiş ve keşfedilememiş bütün sistemlerin kendisinin eseri olduğunu kavrayacak izan ve idrak versin. Keşfedilmeyi bekleyen bütün mekanizmaların keşfini genç, diri, azimli ve gayretli Müslüman'lara nasip etsin. Rabbim bizi akledenlerden eylesin. Sıhhatle kalın…
Söz&Kalem- Hüseyin Gülsever