Söz&Kalem Dergisi - Esedullah Kaya
Ramazan Ayı yaklaşıyor. Hepimiz sevinçle hazırlanıyoruz. Kimimiz ibadetlerimizi arttırıyoruz, kimimiz işlediği günahlardan tevbe edip arınmaya çalışıyor, kimi kardeşlerimiz ise bu aya özel kötü amellerine sadece 1 aylık ara veriyorlar. El hasıl az veya çok yaşayışımızda değişime gidiyoruz. Bizler durumdayken akla bir soru geliyor; Diğer aylar gibi bu da sadece 30 günlük bir zaman dilimi. Öyleyse neden bizim için bu kadar değerli oluyor, öyle ki hal ve hareketlerimizi ona göre düzenliyoruz ?
Bayramlar, Anneler günü, Doğum günü, bazı özel anların yıl dönümü (evlilik veyahut bir yakınımızı kaybettiğimiz gün gibi) bizde o güne uygun biçimde hareket etme güdüsü meydana getirir. Bu 24 saati kapsayan zaman dilimlerini bizim için özelleştiren, içinde barındırdığı mânadır. Maddeleri değerli kılıp insan için dikkate şâyan kılan da aynı şekilde bizde uyandırdığı anlamdır.
Bu yönüyle temsiliyet, zihin dünyamızda maddeyi var edendir ve ona verilen değerin en temel ölçütüdür.
Mekanlar bu yönüyle değer görmek için temsiliyete muhtaçtır. Kişinin içerisinde onlarca kişiye dersler verdiği, güzel anılar biriktirdiği yer altında bulunan kubbesiz küçük bir mescide gitmesi onun için Ayasofya’yı gezmesinden daha değerli ve daha heyecan verici olabilir. Bundan dolayı konum, şekil, mimar, materyal fark etmeksizin tüm mescidler Allah’ın evidir. Kişi burası Allah’ın daha değerli evidir diyemez. Allah’ın ümmete harem kıldığı mescidler hariç ki onların değerinin büyüklüğü de belli bir manaya binaen va’z edilmiştir. Kişi için memleketinin değeri de aynı minvalde anlaşılabilir.
Burada anlatmaya çalıştığımız şey şu ki, kişi mekana değil mânaya muhtaçtır. Muhtaç olduğu mânayı gittiği her yere kendisiyle taşıyabilen insan için mekan diye bir zindan yoktur. Bunun en açık örneği ashabdır.
Öyle bir topluluk ki Mekke’den ağlayarak çıkan bir peygamberin ümmeti. Yüzleri Mekke’ye dönük ey vatanımız elbet bir gün sana geri döneceğiz nidaları işitilen bu hissiyatla gözleri dolup taşan bir topluluk.
Bu topluluğun ferdlerinin kabirlerini nerede görüyoruz peki? Diyarbakır’da medfun 500’den fazla sahabe bulunuyor İstanbul surlarının dibinde medfun olan Ebu Eyyub el Ensari’yi hepimiz biliriz. Hatta daha ötesini söyleyelim şuan Çin’de kabri bulunan Tebliğ için Çine gidip orda vefat etmiş Vehb bin Ebu Kebşe adlı bir sahabe vardır.
Toprağına bu kadar aşık bir topluluğun bu durumda olmasının sebebi neydi peki ?
Elbette ki gittikleri yerlerde onları memleketlerinde tutandan daha büyük bir mâna vardı onlar için bu, tebliğdi. Bir diğer anlamıyla cihattı. Bu mâna onların boynundaki mekan bağını atmış onları bu bağdan azade kılmıştı.
Özgürlük ve ruhi huzur; engin denizlerin köşesinde güneşlenmekten, güzel bahçeleri, vadileri, ormanları, kanyonları gezmekte değil, sahip olmayı seçtiğimiz anlamı kendisinde var edebileceğimiz mekanda saklıdır.
Günümüz kapitalist düzeni 3 günlük, 1 haftalık gezilerle, 5 yıldızlı otellerle ve başka bazı nefse hoş gelen mekanlarla kişiye özgürlüğün tadını sunduğunu iddia eder. Ama bunlar kişiye huzur değil haz verir. Haz da özellikle son yıllarda en çok kullanılan bir başka bağdır. Bu bağı bu kadar değerli kılan da nefis için çok tatlı durmasıdır. Oysa Hedonizm toplumları köleleştiren, çağın en güçlü silahıdır.
Zamanı amaçsız bir boşluktan veya bir bağ olmaktan çıkarıp değerli kılmanın yolu, onu bir amaca hizmet ettirmektir ki bu, yine anlamlandırma ile (bir diğer tabirle isimlendirme ile) olur. Bu sadece fertlerin değil sosyal gücü bulunan hareketlerin de üzerine binen bir sorumluluktur. Bunun bilinci dahilinde bizler Şubat ayını Şehadet ayı, Nisan ayını Kutlu doğum ayı ve Kasım ayını Sahabe ayı olarak değerlendiriyoruz. Bunlarla kalmıyor günlerimizi haftalarımızı kimlik sahibi kılıyor, bu minvalde günlerin hakkının verilmesi için uğraşıyoruz.
Bu; hem kendi hayatlarını yönlendirmek isteyen bireyler, hem de toplumda etki uyandırmak isteyen hareketler için bir Manipülasyon ve propaganda savaşıdır. Anlamlandırma herşeydir demek güç ama anlamlandırma çok şeydir. Kapitalin kişilere sunduğu Kara Cumayı, Noeli, Cadılar Bayramı ve Sevgililer günü gibi bazı tarih adlandırmalarını kabul etmek, kişiyi sadece farklı yaşayacağı birkaç güne değil, isimlendirme sahibinin temsiliyetini, yani anlam dünyasını da kabullenmeye sürükler.
Resulullah Yesribi imar edip Medineye çevirdiği günlerde sadece Ekonomik ve Hukuki devrimler yapmakla kalmamıştır. Daha önce Arapların kutladığı Fars kökenli Nevruz ve Mihrican bayramını kaldırmış, onların yerine Müslümanları Ramazan ve Kurban bayramı ile müjdelemiştir;
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Medine'ye geldiğinde Medinelilerin iki (bayram) günleri vardı. O günlerde oynayıp eğlenirlerdi.
"Bu iki gün(ün mana ve mahiyeti) nedir?" diye sordu.
"Biz cahiliye devrinde bu günlerde eğlenirdik!" dediler. Aleyhissalatu vesselam:
"Allah, bu iki bayramınızı onlardan daha hayırlı diğer iki günle değiştirdi: Kurban bayramı, Fıtır bayramı" buyurdu..."Ebu Davud, Salat 245, (1134); Nesai, Iydeyn 1, (3, 179).
Bu savaşı kaybetmemeliyiz, önümüzde iki seçenek var popüler kültüre koyun olmak veya popüler kültürü belirleyecek bir çoban olmak. Kitleleri sürükleyecek kendi özgür irademizle kabul ettiğimiz anlamlara tabi olup kitleleri buna tabi edecek bir çoban.
Ve unutmayalım ki benimsediğimiz anlamın sahibi bizim için ne kadar muteber ise o anlamla bezenmiş zaman da o kadar kıymetlidir. Bu yönüyle bizim için en değerli günler Allahın nitelediği günlerdir. Bunların en kıymetlisi kendisi için özel olarak ayetler inmiş olan Kadir Gecesidir. Bu ayların da en kıymetlisi de Ramazandır. Haliyle bizim için en muteber zamanlar bunlardır. İtibarını takdir ederken yine mâna sahibinin istediği şekilde yapalım. Hani ne demişti bize Rabbi Rahim;
“O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği Ramazan ayıdır. Artık içinizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerden sayısınca tutar. Allah sizin için kolaylık istiyor, güçlük çekmenizi istemiyor.....”
Bakara/185
Bu Ayı değerli kılan onda Kuran'ın inmesidir öyleyse bu ayın hakkıyla edası da Kur'an ile olur. O'na her zamankinden daha fazla değer vermekle O'nunla mesaimizi artırmayla O'nu anlamaya çalışmakla olur.
Rabbim istifademizi arttırsın ve bizi, ahlakı Kur'an olanlardan kılsın
Selam ve Dua ile...