Söz&Kalem Dergisi - M. Furkan Aslan
Hakkın ve adaletin mutlak kaynağı, el-Adl ve el-Hakk olan Allah’ın adıyla…
Bir önceki yazımızda; insan haklarının temel ilkelerini, hak kavramının farklı anlamlarını, Resulullah’ın (s.a.v) insan hakları konusuna yaklaşımını ve İslam’daki insan haklarının evrensel olduğu hakikati üzerinde durmuştuk. Bu çalışmamızda da maddeler halinde İslam’da insan haklarını açıklayacağız.
1. İnsanın Yaratılışına Verilen Değer
İslam'a göre her insan Allah'ın yarattığı bir varlıktır. Yaratılışta itibariyle her insan eşittir. İnsan olması hesabıyla hak ve hukukuna riayet edilmeyi doğuştan hakkeder. Bu eşitlik durumunda kişinin din, renk, ırk, etnik köken ve diline bakılmaz. Kur’an’ın aktarımına göre insanın tek bir üstünlük noktası vardır. O da sadece Allah katında belli olan takvasıdır. Takva ise, kulun, Allah’ın azameti karşısında havf ve reca ile Rabbinin dergahına iltica etmesidir. Aynı zamanda takva, insanın sorumluluk bilincidir. Kişinin dış dünyası ile kurduğu temasta daimi olarak bu sorumluluğun farkında olmasıdır. Belirli bir ölçü, edep ve ahkama göre çevresiyle kurduğu ilişki demektir. Kur’an’ı Kerim, İsra suresinin 70. ayeti ve Hucurat suresinin 13. ayeti ile bu hakikatlere vurgu yapmaktadır.
2. Yaşama Hakkı
İslam, her insanın yaşama hakkının olduğunu ve kendi otoritesi altında bu hakkı teminat altına aldığını vurgular. Kur’an-ı Kerim, Maide Suresinin 32. ayetinde sebepsiz ve haksız yere bir insanı öldürmenin, tüm insanlığı öldürmek gibi olduğunu beyan eder. Bu ayeti kerimeye göre her insanın yaşam hakkı tikel anlamda kutsaldır. İntihar ya da ötenazi, insanın kendi fiili ile gerçekleştirdiği bir amel olmasına rağmen İslam bunu da yasaklar ve kesinlikle haram kılar. Resulullah (s.a.v), her ne sebeple olursa olsun böyle bir şeye kalkışan kişiyi şöyle tanımlamıştır: “Kim kendisini her hangi bir şeyle öldürürse kendisine cehennemde azap edilir.”(Buhari)
İslam, her şart ve durumda insanın haksızca yaşam hakkının elinden alınmasını engellemiş ve buna karşın kısas gibi çok ciddi tedbirler getirmiştir.
3. Adalet ve Eşitlik
Adalet, dinin temeli ve devletin/idarenin mülküdür. Kur’an’ı Kerim’in anlattığı bir çok kıssa, adaletten yüz çeviren kavimlerin helak olması ile ilgilidir. Hatta basit gibi görünen ölçü ve tartıda hile yapmak gibi bir adaletsizliğin bile bir toplumu helaka sürüklediği yine Kur’an-i bir hakikattir. (Hud, 84-86)
İslam’da, adil olmak ile birlikte adaleti ayakta tutmak da çok önemlidir. (Nisa, 58) Yani tesis edilen adaleti korumak, devamlılık ve sürdürülebilirliğini sağlamak en az adil olmak kadar önemlidir. Nitekim adalet, bir veya birkaç seferliğine mahsus bir şey değildir. Daimi ve sürekli bir haktır. Ayrıca Rabbimizin isimlerinden birisi de el-Adl, yani adaletin menbaı, özü ve zirvesidir.
Yaratılış bakımından insanın eşitliği, İlahi bir olgudur. Resulullah (s.a.v), hayatı boyunca sürekli eşitsizlikte ötürü zulme uğrayan kölelerin hakkını savunmuştur. Bilal-i Habeşi, Yasir ailesi, Selman-ı Farisi ve Zeyd bin Harise sadece bunlardan birkaçıdır. Allah’ın Resulü, böylece eşitsizlikten kaynaklanan toplumsal ve ferdi kötülüklerin önüne geçmiştir. Öyle ki bu durum, Resulullah’ın vefatına yakın bir tarihe kadar sürmüş ve veda hutbesinde şöyle buyurmuştur: "Arap'ın Arap olmayana, beyazın siyaha üstünlüğü yoktur.’’
4. İnanç Özgürlüğü
İslam, temel ahlaki ilkelere uygun olan tüm inanç, düşünce ve konuşma özgürlüğünü kabul eder. Üstad Seyyid Kutub’a göre sadece şu ayet bile, İslam’daki inanç ve düşünce özgürlüğünün zirvesini yansıtmaktadır:
‘’O kullarım ki, söylenen her sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. İşte Allah'ın dosdoğru yola eriştirdiği bunlardır ve gerçekten de aklı başında olanlar bunlardır. ‘’ (Zümer, 18)
Bakara Suresinin 256. ayeti, dinde baskı ve tahakkümün olmadığını; Kafirun Suresinde ise Resulullah’a, İslam’ı davetten sonra insanları kendileri ile baş başa bırakması söylenmiştir. Dahası, Resulullah (s.a.v), seriyye birliklerini bir yere gönderdiğinde, havra ve benzeri tapınaklara ve diğer dinlerin mensuplarına haksız yere zarar vermemelerini söylemiştir. Mallarını ve ticaretlerini ziyana uğratmamaları yönünde sahabeleri tembihlemiştir.
5. Mülkiyet ve Mal Hakkı
İslam, tüm bireylerin mülkiyet hakkını tanır. İnsanların kendi emekleri ile helal yoldan kazandıkları mallarını, israfa girmeden helal bir şekilde özgürce kullanabilmelerine olanak tanır. Ancak İslam, bu harcamada sosyal adalet dengesini gözetir. Bir taraftan yığınla servetin olduğu, öbür taraftan fakr ve zaruret içerisinde yaşayan bir toplum, asla İslam’ın kabul edeceği bir toplum değildir. ‘’Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki (servet), içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir servet olmasın..’’(Haşr, 7)
Mülk edinme hakkı ile birlikte İslam, insanların mallarından zekat, fitre, sadaka ve infak gibi toplumun faydasına olacak amellere yönelmesini de ister.
6. Kadın Hakları
İslam’da kadının değeri ve hakları sıkça vurgulanır. Dini inancına bakılmaksızın, her kadının tüm sosyal hakkı, İslam idaresinde teminat altındadır. Zulme ve haksızlığa uğraması durumunda, kendisine yardım edilir. Örneğin Nisa Suresinde, kadının eğitim, miras, evlenme gibi birçok sosyal hakkı açıkça ifade edilir. Meryem suresinde ise dünya kadınlarının efendisi olan Hz. Meryem’in şahsında tüm kadınlara ders ve ibret olacak hususlardan bahsedilir. Dahası, Mümtehine suresinde imtihana tabi tutulan kadınlar konu edinir.
Ayrıca, Hz. Peygamber, 23 yıllık davet hayatında dönemin Arap toplumunda hakkı ve hukuku çiğnenen kadınların hakkını sıklıkla savunmuştur. Kamil bir numune olarak kendisi de bu hususu tatbik etmiş ve bunun en büyük hayırlardan biri olduğunu buyurmuştur:
“Sizin en hayırlınız, ehline (eşine ve ailesine) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline (eşine ve ailesine) karşı en hayırlı olanınızım.”(Tirmizi)
7. Temel İhtiyaçların Karşılanması
İslam, her insanın temel ihtiyaçlarının karşılanmasını emreder. Toplumun zayıf kesimlerinin mutlaka korunmasını savunur. Yine toplumun maddi durumu yerinde olan kısmından, miskin ve mustazaf kimselere daima yardım etmesi gerektiğini vurgular. Maun Suresinde bu hakikat en açık şekliyle belirtilmektedir.
İdeal bir Müslüman toplumda yetim, öksüz, dul, bedensel veya zihinsel engelli bireyler veya başka sebeplerden ötürü çalışamayan, iş yapamayanlar özel kişiler olarak kabul edilir. Bunların geçimini sağlamak idarenin veya İslam toplumunun vazifesidir.
Merhum Seyyid Mevdudi, konu ile ilgili Nur Suresinin 61. ayetini tefsir ederken şöyle bir izah getirir:
‘’Ayete göre, sakat olan (ihtiyacını gidermekten mahrum) kişi, açlığını gidermek için istediği yerde ve istediği evde yemek yiyebilir. Çünkü, bir bütün olarak toplum, sakatlığından dolayı ona bu ayrımı tanımak zorundadır.’’
Devamı Gelecek…