Söz&Kalem Dergisi - Amine Çalış
Zaman, yaratılmış her varlık gibi sınırlı olan insanın, sonsuzluk âlemine dair duyduğu derin özlemin bir yansımasıdır. Kur'an-ı Kerim'in birçok ayetinde, zamanın önemi ve insanın bu dünya hayatında geçirdiği her anın bir anlamı olduğuna işaret edilir. Asr Suresi'nin "Andolsun zamana ki, insan ziyandadır..." ifadeleri, zamanı anlamak ve onu muhafaza etmek gerektiğinin bilincini taşır. Bu bilinç, İslam medeniyetinin tarih boyunca geliştirdiği "zaman muhasebesi" kavramının temelini oluşturmuştur.
İslam düşüncesinde zaman, Allah’ın takdir ettiği bir düzenin parçasıdır ve yaratılışın bir nişanesi olarak kabul edilir. Yaratıcı, zamanı belirleyip kontrol edendir; insan ise bu sınırlı sürede kendisine verilen görevi en güzel şekilde ifa etmelidir. Kur'an'da "Geceyi ve gündüzü ayetlerinden kıldı; onlardan kimi karanlığa bürünmüş, kimi aydınlığa kavuşmuştur..." (Fussilet, 41:37) ifadeleriyle, zamanın bir varlık olarak algılanmasının yanı sıra, onu yaratan Allah’a duyulan ihtiram da vurgulanır.
Zamanı muhasebe etme, insanın hem kendi iç dünyasına hem de ahiretine dönük bir farkındalık geliştirmesini sağlar. İmam Gazali’ye göre, “İnsanın dünya hayatı ahiret yolculuğuna bir hazırlık safhasıdır.” Bu hazırlık ise, zamanı akıllıca kullanarak yapılan bir muhasebedir. Zaman, İslam düşüncesinde yalnızca bir “an” değil, her anı bir diğerine bağlayan, insanın manevî olgunluğa erişmesini sağlayan ve Rabbine olan bağlılığını güçlendiren bir süreçtir.
İslam, insanın sorumluluk sahibi bir varlık olduğuna işaret eder ve bu sorumluluk, zamanın her bir anını bilgelikle kullanmayı içerir. Hz. Muhammed (s.a.v.), “İki nimet vardır ki insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit” diyerek, insanın sahip olduğu en kıymetli iki değerden birinin zaman olduğunu belirtmiştir. Zaman muhasebesi, kişinin hem dünya hem de ahiret saadeti için yaşadığı her anın hesabını yapma bilincini kazandırır. İslam düşüncesine göre, insan kıyamet gününde hesap vereceği dört şey arasında "ömrünü nasıl geçirdiğini" de kapsar ve bu hesap veriş, zamanın değerini takdir etmenin bir gerekliliğidir.
Bu nedenle, İslam toplumlarında "vakit" kavramı, tıpkı namaz vakitleri gibi, belli bir düzen ve ritim üzerine kurulmuştur. İbn Arabi’nin “insan an’dan ibarettir” sözü, her bir ânın kıymetini ve geçip giden zamanın dönüşsüzlüğünü hatırlatır. An, geçmiş ile gelecek arasındaki ince bir çizgidir ve müminin her bir anı, Yaradan'a duyduğu şükrün bir yansımasıdır. Bu bilinçle yaşayan kişi, zamanı sadece geçip giden bir ölçü olarak değil; ahirete uzanan bir köprü olarak görür.
İslam medeniyetinde, zamanın muhasebesi hem bireysel hem de toplumsal bir sorumluluk olarak görülmüştür. İslam dünyasında astronomi, matematik ve zaman ölçümüne dair yapılan çalışmalar, vakitlerin belirlenmesinde hassasiyet gösteren Müslümanların zamanı doğru bir şekilde muhafaza etme gayretinin bir yansımasıdır. Özellikle namaz vakitlerinin belirlenmesi, takvim hesapları ve astronomik gözlemler, İslam dünyasında zaman muhasebesinin gelişmesine vesile olmuştur.
Endülüs’teki Müslüman alimlerin gözlemleri, rasathaneler ve ibadet vakitlerini hassasiyetle belirleyen sistemler, bu dönemde İslam medeniyetinin zaman kavramına olan ilgisini ortaya koymaktadır. Bu gelişmeler, Müslümanların yalnızca ibadetlerini düzenlemekle kalmayıp, aynı zamanda ilmî çalışmalarda da zamanı en doğru şekilde hesaplamaya yönelik bir çaba içinde olduklarını gösterir. İslam medeniyetindeki bu zaman anlayışı, her şeyin yaratılışında bir hikmet olduğuna olan inancın bir yansımasıdır.
Modern dönemde, hızla değişen dünyada zamanın muhasebesi, belki de her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. İslam medeniyetinde olduğu gibi, günümüzde de Müslümanlar, zamanın manevi ve ahlaki bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğine inanır. Modern yaşamın hız ve yoğunlukla çevrili yapısı içinde, insanın yaratıcısına olan bağlılığı zaman muhasebesiyle pekiştirilmelidir.
Günümüz Müslümanları için zaman muhasebesi, bir anlamda teknoloji ve iletişim çağında bireysel ve toplumsal sorumluluklarını hatırlama vesilesidir. Elde edilen ilmi ve teknik gelişmelere rağmen, zaman bilinci kaybedildiğinde, insanın hem dünyadaki hem de ahiretteki saadeti tehlikeye girer. O halde, zamanın kontrol altına alınması, bireylerin kendilerini aşırı yoğunluktan korumaları ve manevi yaşamlarını koruyabilmeleri için hayati bir sorumluluktur.
İslam’da zaman muhasebesi, insanın kendine ve Allah’a karşı olan sorumluluğunu hatırlatan bir rehberdir. İnsanın kendine her an şu soruyu sorması teşvik edilir: "Bugün Allah’a ve ahirete dair ne kazandım?" Bu iç muhasebe, zamanı yalnızca anları kaydetmekten ibaret görmez, onun ötesine geçerek insanın ruhani gelişimi ve ahiret hazırlığı açısından bir anlam kazanır.
Demem o ki, İslami bakış açısına göre zaman, ilahi düzenin ve insanın Allah’a yakınlığının bir ifadesidir. Zamanın her bir anı, müminin, kendisine yüklenen görevleri hatırlayıp, onları yerine getirme çabası içinde olması gerektiğini belirtir. Bu çaba, bir yandan bireyin manevi gelişimini sağlar; diğer yandan toplumsal hayatta sorumluluk bilincini pekiştirir. Zaman muhasebesi, İslam'ın bir dünya görüşü olarak, bireylerin hem dünyada hem de ahirette başarıya ulaşmaları için vazgeçilmez bir yol haritasıdır.
Bugün zamanı muhasebe ederek yaşamak, aslında insanın kendini aşan bir sorumluluk taşıdığını bilmesidir; zira yarına devredilen her saat, insanın kendi ruhani yolculuğunda attığı bir adımdır. Geçmişe dair hatalarından ders çıkarıp geleceğe umutla bakan kişi, zamanı Allah’a yakınlaşma vesilesi yapar ve her anını şuurla yaşar.
Zaman, bize emanet edilmiş en kıymetli varlık, geçip gittikten sonra bir daha geri getirilemeyen bir nimettir. Zamanı idrak etmek; yalnızca bir ömür boyunca dünyada kazanılanlar için değil, ahirette verilen hesap için de derin bir anlam taşır. İnsan, ardında sadece yaşadığı anları değil, her anın içine sığdırdığı iyilikleri, sadakati ve erdemleri bırakır. Öyleyse, Rabbimizin emanet ettiği bu vakitlere sahip çıkmak, hayatımızı ahirete uzanan bir köprü olarak görmek, dünyada bizi kurtuluşa, ahirette ise ebedi huzura ulaştıracak hakiki bir yol olduğunun bilinciyle yaşamak gerekir. Zamanın değil zamanı yönetenler olmak dileğiyle.
Selam ve dua ile…